Dünyanın henüz beton uygarlığı tarafından istila edilmediği yıllardı. Medeniyetimiz yeryüzünü “her şeyi sudan yaratan” Allah’ın bir emaneti olarak görmekte ve insanlığın faydalanması için onu imar etmekteydi. Belki de bu sebepten ötürü imar faaliyetinde vücuda getirilen eserlerden en önemlileri suya dair olanlardı. Uzak mesafelerdeki suların şehirlere getirilmesi için bentler, havuzlar, kuyular, su yolları, kemerler, su terazileri, künkler ve maksemler yapılmıştı. Nihayet halkın ihtiyacını gidermesi için her konak yerine, her köşe başına, her meydana, cami vb. sosyal yapıların yanı başına yapılan şadırvan, sebil ve çeşmelerden günün her saatinde su akıtıldı, üstelik kimseden ücret istenmeden. Çünkü suyun devamlı akmasını sağlayacak, suya dair eserlerin tesis, tamir ve bakımını yapacak vakıflar kurulmuştu.

O dönemde kent halkına su temin edilmesinden camilerin kandillerle aydınlatılmasına kadar eğitim, sağlık vb. birçok hizmet vakıflar eliyle yürütülmekteydi. Hayırseverlerin bağışladığı paralar ile bağ, bahçe, dükkan, hamam vb. tesislerin geliriyle vakıflar finanse edilmekteydi. Arslan Çeşmesinin de bir para vakfı vardı, esnafa ve diğer ihtiyaç sahiplerine borç verirdi. Kayıtlara göre Sinop’un yaşadığı en büyük felaket olan 1853 yılındaki Ruslar tarafından şehrin top ateşine tutulup yakılmasından sonra birçok insana yardımcı olmuştur. Arslan Çeşmesi de nerede dediğinizi duyar gibi oluyorum. Unutulmuş bir mirasın hüzünlü hikâyesini anlatalım o zaman.

Üç Dönem, Üç Kitabe, Üç Dil

İlk Kitabesi çok güzel bir Selçuklu nesih hattıyla Arapça olarak yazılmış. Metinde çeşmenin, Allah Teâlâ’nın yardımıyla fakir kul Tiflisli Hasan b. Osman b. İbrahim tarafından Hicri 688 yılının Cemaziyel Ahir ayında yaptırıldığı yazmaktadır. Bu miladi olarak 1289 yılının yazına denk gelmektedir. İkinci kitabe ise tamir kitabesi olup Boyabatlı Durmuş Molla ismindeki bir hayırseverin 1744 yılında çeşmeyi tamir ettirdiğini göstermekte ve Osmanlı Türkçesiyle yazılmış. Üçüncü Kitabe ise onlardan çok daha küçük 1989 yılında valiliğin tamirat yaptığını belirten Latin harfleriyle Türkçe ve İngilizce olarak yazılmış.

Arslan Çeşmesi Nerede?

Sinop merkezinde Meydankapı mahallesine yani, Osmanlı dönemindeki adıyla Arslan mahallesinde gitmelisiniz. Tophane ve Özgürlük sokaklarının Aslan sokak ile birleştiği meydana varmalısınız. Şehrin en eski çeşmesi, nice badireler atlatmış, dile kolay tam sekiz asır ayakta kalmış. Duvarları farklı ölçülerdeki kesme taşlardan yapılmış, yer yer devşirme taşlar da kullanılmış. Batı cephesinde yer alan ilk kitabesinin altındaki ayna taşının önünde büyük bir teknesi olan, 737 yıllık bir çeşme. Yer yer çimento ile tamir edilen tonozla örtülü haznesi yosun tutmuş. Güney cephesine yerleştirilen üzerinde askı çelenk ve boğa figürü olan devşirme taşı saymazsak bezemesiz bir yapı. Kare planlı 2,70x2,70 m ebadında olan bu tarihi eserin sanki kimsenin kendisiyle ilgilenmemesi nedeniyle şehre küsmüş gibi arkasını meydana dönüp öylece beklediğini görebilirsiniz.

İşte Şimdi Kuşa Benzedin!

Kitabesi müzeye kaldırılmış, duvarlarında çatlaklar oluşmuş, harçları dökülmüş, bazı taşları düşmüş, musluğu sökülmüş, suyu akmaz olmuş, teknesi kırılmış, daha fazla yıkılıp bir taş yığını haline gelmesin diye, kalaslar ve perlon kuşakla bağlanmış olan Arslan Çeşmesinin bugünkü halini görünce insanın aklına, Nasreddin Hoca’nın leyleğin gagasını, kanadını bacağını kesip kısalttıktan sonra “işte şimdi kuşa benzedin!” dediği fıkrası geliyor. Dudaklarımızda acı bir gülümseme belirirken gözlerimizde birkaç damla yaş, kulaklarımızda uğuldayan “ne yaptınız emanetimi?” diyen bir ses…

Ne Yapmalı Ne Etmeli?

Kültür ve Turizm Bakanlığı, şehirdeki başka uygarlıklardan kalan tarihi eserlere gösterdiği ihtimamı medeniyetimizin bu şehirdeki en eski çeşmesinden esirgememelidir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, çeşme ve çevresini kapsayan bir kentsel dönüşüm projesi yaparak bu alanı park haline getirebilir. Mülk sahibi olarak gözüken Sinop Belediyesi ile Meydankapı Muhtarlığı ve son tamiratını yaptıran Sinop Valiliği de medeniyetimizin mirasına sahip çıkma konusunda kendisini sorumlu saymalıdır. Yoksa Arslan Çeşmesinin kaderi hemen yanı başında olması gereken fakat bugün yerinde yeller esen Arslan Mescidine benzer.

Yeryüzünü emanet olarak gören medeniyetin şehre küsen sekiz asırlık eseri, şimdilerde dördüncü kitabeye ihtiyaç duyuyor. Onu da Arslan Çeşmesini yeniden hayata döndürecek olanlar, yazarlar diye düşünüyorum. İnşallah yanılmam.