Yakın zamanda hiç de ihtiyaç yokken farklı kesimlerce yaygın olarak kullanılmaya başlanan bir kelime var, “Cool”. “Cool”, İngilizcede “serin, serinlik, soğumak, serinletmek, sakin, soğukkanlı, havalı, umursamaz” anlamlarına geliyormuş. Bu dile özenenler tarafından yaşananlar karşısında fazla tepkili davranmayan, paniklemeyen, kontrollü, soğukkanlı, mesafeli duran, sakin, rahat, relax gibi manalarda kullanılmakta. Toplumun genelinin etkilendiği durumlarda bile duygularını gizleyebilecek kadar soğuk, rahatsız edecek rahatlıkta, kendi sorumluluk alanındaki sorunda dahi kendini kasmayan, zeki ve becerikli olmasından mütevellit kibirli, kişileri tanımlamak için de kullanılabiliyor. Bütün bunlar dışarıya yansıyan görüntüden yapılan çıkarımlar. Belki de bu sebeple olsa gerek iç dünyaları ve vasıfları yukarıdaki tanımlamalara uymasa da dış görünüşlerini benzetmeye çalışanlara daha çok rastlanıyor. Bunlar mezbelede gezinirken paşa pozu veren, izbe mekanlarda dahi havalı bir edaya bürünen, içinde ateşler yanarken serin, heyecandan elleri titrerken soğukkanlı görünmeye çalışanlar, yani “cool” takılanlar.

Oysa Allah'ın bizden istediği “Cool takılmak” değil “Kul olmak”, kullukta ilerlemeye çalışmak bu uğurda mücadele vermek, sebat göstermek. İnsan, hayatta karşısına çıkan her fırsatta, kavuştuğu her imkanda, ulaştığı her başarıda, çektiği sıkıntılarda, yaşadığı acılarda ve içine düştüğü tüm yokluklarda yüce bir yaratıcının varlığını hatırlamalı. Deneyimlediği bu durumların hepsinin imtihan dünyasının bir parçası olduğunu bilmeli. Gecenin karanlık bir vakti, muhasebe maksadıyla gün içinde yaşadığı iyi ya da kötü şeyleri tefekkür etmeli diye düşünüyorum.

Kul olabildiğimizde Allah'a (cc) yaklaştırılacak, iltifata mazhar olunacak, harikulade sırlara vakıf olunabilecektir. Nitekim Hz. Muhammed (sav) bir gece Mekke’den Kudüs’teki Mescid-i Aksa'ya götürülmüş ve Mirac’a yükselmişti. İsra suresinde bu mucize anlatılırken onun Resul ya da Nebi olduğuna değil, Kul olduğuna vurgu yapılmaktadır.

Resulullah (Sav) geceleri çokça ibadet edermiş. Yine böyle bir anda onun ayaklarını şiş bir halde gören eşi Hz. Ayşe (r.a.) ona “gelmiş ve gelecek günahları affedildiği halde neden kendisini perişan ettiğini” sormuş. O “şükredici bir KUL olmayayım mı?” diye cevaplandırmış. Demek ki kul olmanın konforu terk etmekle bir ilgisi var.

Kul olduğumuzu konfor içindeyken hatırlamak ne kadar mümkün? Velev ki farkına vardık, kulluğun gereğini yapmak için ne kadar çok unsurdan vazgeçmek gerekiyor. Konforun korunması ve maksimize edilmesi, hazların her daim tatmini insanların gündemini sürekli olarak meşgul ederken, karşılaşılan her durum bu kıstasla ölçülürken, hayatlar konforla kuşatılmışken nasıl kurtulacağız?

Kişinin rahatını, dış görünüşünü, lüksü, hazzı, lezzeti velhasıl nefsine hitap eden konfor unsurlarını öncelemesi, elindekilerle yetinmemesini, mevcut durumundan hoşnutsuzluğunu da beraberinde getiriyor. Konforun giderek daha fazla önemsenmesi, onun bir amaç haline gelmesini sağlıyor. Sürecin bu şekilde devamında çeşitlenme yoluyla sayısı ve miktarı artıyor, hayatın her alanında belirleyici unsur haline geliyor. Hep daha iyisini, daha rahatını, daha çok haz verenini araştırmak ve onu elde etmek için elindeki maddi imkanları zorluyor. Akabinde bazı manevi değerlerin körelmesine, dışlanmasına ve nihayet kaybedilmesine sebep olunuyor. Bundan mütevellit günümüz insanının büyük bir kısmı hayatın dünyadaki boyutuyla ilgilenip ahiret boyutunun varlığına şüpheyle yaklaşıyor. Bunlardaki şüphe, ömürlerinin ilerleyen kısmında reddetme anlayışına doğru evriliyor. Halbuki kulluk yaratılma maksadımıza uygun hareket etmekti. Halik’ımız (cc) bizi kulluk etmemiz için yarattığını bildirmiş ve Elçisi Hz. Muhammed (Sav), Allah’a (cc) nasıl kulluk etmemiz gerektiğini en güzel şekilde göstermişti.

“Aklı olan, kulluk etsin Yezdan'a

Ne taç kaldı ne taht Nuşirevan'a

Nice bin padişah geldi cihana

Ne Karun'a kaldı ne Süleyman'a”.