Suudilerle olan ikili ilişkiler, körfez ülkeleriyle birlikte 2017’de Katar’a ambargo başlatması ve 2018’de yaşanan Kaşıkçı cinayeti ardından iyice gerilmiş adeta kopma noktasına gelmişti. Kaşıkçının başına gelenler MİT tarafından net bir şekilde ortaya konulmuş ve Suud hanedanı uluslararası toplumda zor duruma düşmüştü. Bu süreçte yapılan bir dizi gizli görüşme neticesinde 2021’de Riyad yönetimi ambargoyu kaldırmıştı. Kaşıkçı soruşturmasının 2022 yılında S.Arabistan’a devredilmesiyle de buzlar erimeye başlamıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan (veliahd prens) Muhammed Bin Selman’ın karşılıklı ziyaretleşmeleri ile yeni bir sürece adım atılmıştı.

Bölgesel Güç, Eksen ve Denge

İçinde bulunduğumuz 2026 yılında Türkiye, S. Arabistan’ın yanı sıra Pakistan ve Mısır ile daha sık görüşmeye başladı. 15 Ocak’ta bir taslak anlaşma hazırlandı. 20 Mart’ta Riyad, 30 Mart’ta İslamabad, 17 Nisan’da Antalya ve 21 Haziran’da Kahire Dışişleri Bakanlarının 4’lü zirvelerine ev sahipliği yaptı. Bu görüşmelerde bölgede yaşanan fiili savaş ve gerilim yoğunluklu gelişmeler ele alınmıştı. Daha çok 28 şubatta başlayan İran’a yönelik ABD-İsrail saldırılarının sonlanması ve kalıcı barışa giden yolun açılmasına yönelik çalışılmıştı. Ancak asıl gündem maddesi savaş sonrasında ABD’nin bölgeyi terk etmesiyle oluşacak siyasi ve askeri boşluğun hangi eksen üzerinde dengeleneceğini belirlemekti.

Bunun için yapılması gerekenler belliydi. Bölge ülkeleri olarak bölgenin sorunlarını sahiplenmek, çözüm için uğraş vermek ve en önemlisi de işbirliği içinde hareket etmekti. Küresel güçlerin rekabet ve çatışma ortamı haline getirdikleri İslam coğrafyasında barış, huzur, istikrar ve refahın hakim olması herkesin yararınaydı. Körfez ülkelerinin İran misillemelerine karşı kendilerini koruyamayan ABD’ye olan bağımlılıklarını sorguladıkları olağanüstü bir dönemden geçiliyordu. ABD, istediği savunma silahları ve nükleer teknolojiyi vermek için Suudileri İsrail’i tanımaya ve onunla Abraham Anlaşması (Abraham Accords) yapmaya zorluyordu. Nitekim başka ülkeler üzerinde bu baskı ve tehdit etkili olmuştu.

Ortak Savunma İçin Mekke İttifakı

Anlaşma metnine son şekil 5 Ağustos’ta Amman’da yine bu 4 ülke tarafından verildi. Pakistan her zamanki gibi Türkiye’nin yanındaydı. Suudi Arabistan tercihini netleştirmişti. Fakat Sisi ve Mısır ordusunun arasında bir şeyler olmuştu. Nihayet 7 Ağustos 2026’da kollektif caydırıcılığın güçlendirilmesini amaçlayan “Ortak Savunma İçin Mekke İttifakı” (İttifakiyyetü Mekke li'd-Difaî'l-Müşterek) anlaşması, Türkiye, S. Arabistan ve Pakistan arasında imzalandı ve Mısır yoktu. Bölgede 100 yıl önce düzen kuranların biçtiği role razı olmadıklarını, dahası oyunları bozmak istediklerini, kendi kurallarını belirleyecekleri oyunu oynamak istediklerini göstermişlerdi.

Anlaşmaya göre savunmada işbirliği hedefleniyor, bu noktada bir ülkeye yapılan saldırı hepsine yapılmış sayılacak. Teknoloji paylaşımı, bölgesel istikrar ve caydırıcılık öncelenmiş. Bu madde BM’nin 51. şartına uygun olup NATO’nun 5. maddesine de aynen benziyor. Yetkililer ittifak anlaşmasıyla ilgili hiçbir ülkenin hedef olmadığını, düşman olarak tanımlanmadığı belirttiler. Erdoğan, ittifakın herkese açık olduğunu belirtirken “kardeş” kavramına özel vurgu yaptı. “Anadolu’dan Hicaz’a İslamabad’dan Riyad’a” sloganıyla dünya kamuoyuna duyurdu. Anlaşılan ittifak zulme karşı dik duran, zalime haddini bildiren bir ittifak olacak bölgeyi sömürme arzusunda olanları caydıracaktı.

İttifak Ülkelerinin Kapasitesi

Birileri ittifakı CENTO’ya benzetmeye çalışarak aynı akıbete uğrayacağını ima etmeye çalışıyor, neden öyle olmadığını bir başka yazı konusu yaparak konumuza dönelim. İslam İşbirliği Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler (UN), üyesi olan bu 3 ülke kendi başlarına da Arap Birliği, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), Dünya Ticaret Örgütü (WTO) OPEC, OECD ve NATO gibi bir çok uluslararası oluşumda yer alıyor. Ekonomik büyüklük 3 trilyon doları aşıyor. İttifak bölgesi Karakurum Dağlarından Istranca Dağlarına, Karadeniz ve Akdeniz’den Kızıldeniz’e oradan Hint Okyanusuna uzanan 8 milyon Km2’den daha büyük bir hava sahasını kapsıyor. Yani habersiz kuş bile uçuramayacak “kardeş” olmayanlar.

Ticari geçişlerin yoğun yaşadığı hava, kara ve deniz yollarının üzerinde bulunan üç ülkede 400 milyona yakın insan yaşıyor. Dünyadaki kanıtlanmış petrolün %15’inden fazlası Suudi Arabistan’da, NATO’nun ikinci büyük ordusu Türkiye’de, Pakistan nükleer başlıklı füzelere sahip. Bize göre bu ve benzeri kapasite unsurları ön plana çıkan ittifak, Müslümanları suni sorunlar üreterek birbirine kırdırmaya alışmış çıkar çevrelerine vurulmuş bir şamardır. Merkezine Mekke’yi alan bu ittifak maddi unsurlar yanında değer verdiği manevi unsurlara da işaret etmiş oldu.

İttifaka Kimler Tepki Gösterecek?

Mekke İttifakına kimler tepki gösterecek sorusundan ziyade kimler baltalamak ister sorusunu sormak gerekiyor. Bu noktadaki çekinceler nedeniyle olsa gerek bu üçlü ittifakın imzası Türkiye’nin ABD ve İngiltere ile ayrı ayrı yaptığı savunma işbirliği anlaşmaları ve NATO toplantısı sonrasına bırakıldı.

İsrail ve Yunanistan’dan çıkan sesler sinek vızıltısı kadar etki göstermeyecektir. İran’daki iki başlı yönetimin iç çekişmeleri, İran’ın bu anlaşma içinde yer bulamamasına neden olduğundan tepki verecek durumda değiller. Siyasi liderler olumlu yaklaşacaktır ancak Şii elitler rahatsız olacaklardır. Çin ve Rusya uzaktan seyretmekte, bekle gör politikası izlemektedir. Kalabalık nüfusuyla dikkat çeken Hindistan’ın ve hantal yapısıyla AB’nin böylesi bir konuda ne düşündüğünü inlemeye gerek var mı, bilmiyorum.

ABD bölgedeki askeri varlığını sonlandırdığında ticari menfaatlerini devam ettirebileceği istikrar ortamının varlığıyla yetinecektir. Bölgede etkin büyük şirketlerin birçoğu Londra merkezli olması nedeniyle İngiltere’nin hareketlerine özellikle de bankacılık ve finans sistemine yönelik olanlarına dikkat edilmesi gerekiyor. Almanya ve Fransa bölgedeki kârlı bağlantılarının kesilmesini önlemek için ne gerekiyorsa yapacaklardır. Tıynetleri, tüm Batılılar gibi her türlü eylemi yapmaya müsaittir. Bu süreçte özellikle Mısır, BAE, Somali ve Ürdün üzerinde yoğunlaşacaklardır.

İttifakın Geleceği; Başat Kutup

İttifakın geleceği kurucularının bölgedeki eski anlaşmazlıkları çözmek için fedakarlık ve gayret göstermelerine bağlı. Bu sebeple ilk etapta Libya ve Somali’nin katımının sağlanması gerekiyor. Bölge ülkelerinin yöneticileri ile daha sık bir araya gelinmesi ve halkların kaynaşmasının sağlanması elzem. Askeri ittifak ekonomik ittifakla desteklenmeli. Suriye, Irak, Lübnan ve Ürdün ile yürütülen ikili ilişkilerin daha da geliştirilmesi S.Arabistan’la arada fiziki bağlantı kurulmasını sağlayacaktır. Irak ile planlanan kalkınma yolu Basra Körfezine ve Kızıldeniz’e kol vermeli, Zengezur koridoru Pakistan’a doğru uzanmalı. Sosyo-kültürel hayattaki ortak noktaların çokluğu belirgin hale getirilmeli. Ki, Mekke yeni dünya düzeninde “Başat Kutup” olabilsin.