İsrail ve ABD saldırılarının başladığı 28 Şubat tarihinden bu yana 13 gün geçti. İran'ın lider konumundaki Şii din adamları ile devrim muhafızlarının elebaşı kadrosundan epeycesi suikastla öldürüldü. Ne hikmetse İran'ın siyasi liderleri ve resmi ordusuna yönelik bir suikast düzenlenmedi. İran'ın karşılık verme adı altında yaptığı saldırılar haliyle Amerika kıtasına değil Basra körfezi civarındaki ABD üslerineydi. İsrail'e fırlattığı ve çoğu havadayken avlanan füze ve dronları saymazsak komşusu Müslüman ülkelerin topraklarına düştü. İran’ın misillemelerinde parmakla sayılacak kadar az ABD ve İsrail askeri öldü. Buna karşılık Bahreyn, BAE, Umman, Katar Kuveyt, Irak, S.Arabistan ve Suriye'de ölenlerin sayısı çok daha fazla oldu.
ABD-İsrail İkilisi Neden Saldırdılar
ABD, 1980'li yıllar boyunca süren İran-Irak Savaşı'nda uzun süre savaştırarak kullandığı Saddam Hüseyin Irak'ını sudan bahanelerle işgal edip tarumar ettikten sonra, bölge ülkelerine karşı el altından İran'ı destekledi. Anlaşamıyormuş gibi rol kesseler de, vekil kuvvetler eliyle İran'ın etki sahası oluşturmasının önünü açtı. Ahmedinejad’ın itiraf ettiği gibi bu süreçte Afganistan ve Irak'ın işgaline İran'da yardımcı olmuştu. İran'ın Çin'e yakınlaşması ve karşılıklı ticareti geliştirmeleri ABD'nin işine gelmiyordu. Bu yüzden elini çabuk tuttu ve İran'ın hakim lider kadrosunu bertaraf eden saldırıları İsrail ile birlikte başlattı.
Bu saldırılardaki asıl amaç İran'ın elindeki mevcut askeri gücü en aza indirmek, vekil güçlere desteğini kesmek, Körfez ülkelerini ekonomik yönden, Türkiye sınırını da siyasi yönden istikrarsızlaştırmak gibi gözüküyor.
ABD-İsrail Ne Yapmak İstiyor
ABD'nin İran rejimi ile hiçbir problemi yok aslında. Geniş halk kitlelerini arkasından sürükleyebilen böylesi oluşumlara hemen her yerde destek vermişti. Onun tek isteği bölgedeki petrolün kendisinin kontrolünde olması bunu garanti edecek her tür ideoloji ile yahut şahısla anlaşabilecektir. Bu perspektifte ABD, İran'da her türlü pazarlığa açık, kendi politikasına uyum gösterecek, hatta kontrolüne girecek bir yönetim istiyor. Bu niyetini de yeni lider belirleme sürecine dahil olmak istediğini söyleyerek açık etmişti.
Bölge Nelere Gebe
Babasının yerine göreve gelen Mücteba Hamaney’in, yeni cepheler açmayı vaat eden, intikam alacaklarını söyleyen ve hamaset kokan ilk açıklaması İran devlet televizyonunda yayınlandı. İran’ın seçilmiş Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan da ondan geri kalmadı. Bu tutumlarıyla ne bölge ülkelerini ne de kendi halklarını zerre kadar düşünmeden ateşe atabileceklerini gösterdiler.
ABD, yeni yönetimi pazarlık masasına çekmek ve hedeflerine ulaşmak için gerekirse İran şehirlerini yerle bir etmeye hazırlanmaktadır. Nitekim B52 gibi ağır bombardıman uçaklarını ve mühimmatlarını İngiltere'ye konuşlandırmaya başladı. İstediğini aldığında da bölgeyi hızlıca terk edecektir. Zaten saldırlar öncesinde bölgedeki üslerinde personel varlığını en aza indirmişti. Askeri personelin çoğunluğu şu anda yüzer unsurlarda olduğundan bölgeden ayrılmaları da bir kara birliğine göre daha kolay olacağını düşünmektedir.
İsrail bölgeye yönelik taleplerinin önemli kısmı gerçekleşmeden ABD'nin bölgeyi terk etmesini göze alamaz. Bunun için nükleer bomba kullanmaktan çekinmeyebilir. Ancak ABD sıkışsa dahi iç politika dinamikleri nedeniyle nükleer bomba seçeneğini kullanma konusunda fazla istekli olmayacaktır.
Avrupa Birliği, İran konusunda ABD-İsrail ikilisi kadar şahin davranmayacaktır. Çünkü bölgenin enerji arzına ihtiyacı var. Yeni bir göç dalgasını da kaldıramaz. Bu sebeple savaşın bir an önce bitirilmesini ve İran dâhil bölge petrolünün dünya piyasasına bol ve kendilerine de ucuz bir şekilde akmasını isteyeceklerdir.
Asıl tehlike Irak'ı bekliyor
İran hava savunma sistemlerinin imhası ve civar ülkelerdeki vekil kuvvetlerinin zayıflatılmasıyla İsrail yönünü Lübnan'a çevirdi. Sınırda yığınak yapmaya ve hava saldırılarına devam ederek Lübnan'ın güneyini işgale hazırlanıyor. Buradaki derdi, yerleşimcilerin tatlı su ihtiyaçlarını ucuz ve kolay yoldan temin etmek.
ABD Suriye'de kaybettiği etki alanlarını Irak'ta da kaybetmek istemiyor Erbil başta olmak üzere ABD üslerine Irak içinden gelen saldırılar ve ülkedeki zayıf ve aynı zamanda istikrarsız yönetimin varlığı Lübnan'da geçen Asrın son çeyreğinde gördüğümüz iç savaşın Irak topraklarında da her an başlatılabileceğinin işaretlerini veriyor
Türkiye’ye Etkisi Ne Olur?
Hem olumlu hem de olumsuz birçok etki Türkiye’yi kısa ve orta vadede beklemektedir. Fırsatlar ve tehditler bir arada gelecektir.
Kendilerini savunma konusunda ABD üslerine güvenemeyeceklerini acı bir şekilde tecrübe eden bölge ülkeleri orta vadede silahlanma konusuna daha fazla yatırım yapacaklardır. Bu süreçte Türkiye'nin savunma ürünleri ihracatı katlanarak atma ihtimali taşımaktadır
Hürmüz boğazının kapanması enerji ve gıda başta olmak üzere tedarik zincirlerinde alternatif yolları gündeme getirecektir. Türkiye lojistik merkezi olma yolunda daha da ön plana çıkacaktır. Mevcut petrol ve doğalgaz boru hatlarının önem daha da artacaktır. Bölge ile arasında yeni karayolu ve demiryolu ağları kurulmalı ve mevcutlar geliştirilmelidir.
Türkiye, her zaman deklare ettiği gibi sınırlarında üç harfli terör örgütlerine kurdurtulmaya çalışılan devletçiklere izin vermeyecektir. Yıllar boyu Azerbaycan'da artan İsrail etkisinin güneye doğru inmesine yol açacak başka bir etnik ve/veya mezhebi taassuplar üzerine inşa edilecek oluşumlara da müsaade etmeyeceğini düşünüyorum.
