Geçmişte olduğu gibi günümüzde de birçok yazar, alim ve düşünür insanların yaşadığı sorunlara ve sebeplerine yönelik kafa yormakta. Bazıları modern yaşam tarzının getirdiği sosyal, kültürel, ekonomik ve psikolojik sorunların tesbiti ve giderilmesine yoğunlaşmaktadır. Sorunların ana kaynağının ise bilgi, bilinç, kültür, gelenek, nezaket yokluğu olduğunu bildirmektedirler. Ben de bu yazımda nezaket üzerinde durmaya çalışacağım.

İnce - Nazik

Nezaket sözlüklerde, nazik olma durumunu ifade etmektedir. Yani kaba olmayan, yumuşak ve ölçülü olan, edepli ve terbiyeli davranış neticesinde muhatabında hoş duygular uyandırmayı anlatmak için kullanıldığı belirtiliyor. Bu manaya gelmek üzere centilmenlik, zarafet, kibarlık ve incelik kelimelerinin eş anlamlısı olarak kullanıldığı bilgisi verilmektedir. Doğal olarak durum bildiren bu kelimelerin anlamını kendisinde yaşatan kişilere de yeri geldiğinde nazik, centilmen, zarif, kibar denilmekte. Davranış yönünden incelik gösteren kişiden “ince” diye bahsedilmesi ise giderek yaygınlaşmaktadır. Yeri gelmişken “İnce” kavramının aynı zamanda aşırı kilolu olmama durumunu yani zayıflık halini de anlattığını söylemeliyim.

Genç - Delikanlı

Delikanlı kelimesi artık çocukluktan çıkmış, buluğ çağına erişmiş, hareketli, canlı, gücü kuvveti yerinde olma anlamlarına gelmektedir. Tüm bu manaları kapsayacak şekilde delikanlı ve genç kelimeleri eş anlamlı olarak dilimizde yaygın olarak kullanılmaktadır. Fakat delikanlı aynı zamanda sözünün eri, cesur, kahraman, dürüst ve güvenilir olma manasını da bünyesinde taşımaktadır. Genç kavramının sırtına ise mecazen henüz olgunlaşmamışlık, toyluk, acemilik yüklenmiştir.

İnce Gençlerle Karşı Karşıya

İş yerinden çıkmıştım, ikindi namazı için camiye yetişecektim. Yolun karşısına geçerken daracık kaldırımda yürüyen yaşlı bir teyze dikkatimi çekti. Bir elinde lahana, diğerinde pırasa ve yeşillikler olan poşetler ile ağır ağır yürüyordu. Pazardan geldiği belliydi. Epeyce yol yürümüş ve yorulmuştu anlaşılan. Ben de onun 5-10 metre kadar arkasından kaldırımda ilerlemeye başladım. Birdenbire teyzemiz kaldırımdan indi. Sokak boyunca park etmiş arabaların arasından zorlanarak geçti. Ben karşıya geçecek sandım ama o yine aynı istikamette ilerlemeye devam etti. Bu ani davranışa bir anlam veremedim.

Kaldırımın üzerinde iki genç gördüm. İkisi de birbirinden zayıf yani ince idiler. İşte o zaman meseleyi anlar gibi oldum. Sırtlarında çanta ve katlanır sandalye, bir ellerinde de olta takımı vardı. Sanırım iskeleye doğru uzanıp balık yakalamaya çalışacaklardı. Galiba çok da açlardı. Çünkü diğer ellerindeki çiğ köfte dürümünü ağızlarını hızlı hızlı dürterek sokuşturmaya çalışıyorlar konuşmaktan da geri durmuyorlardı. Ağızlarının maşıltısı uzaktan duyulabiliyor ancak anlaşılmıyordu. Eni ancak bir metreyi bulan yaya yolunun her yerini sallana sallana giden bu ikisi kaplamıştı. Kaldırım sanki babalarından miras kalmış gibi. Ben kaldırımda yol alamaya devam ettim. Karşılaştığımızda pek isteksiz bir şekilde yol verdiler. Bu arada teyze yoldan tekrar kaldırıma çıktı. Ben de meseleyi tam olarak kavradım.

Teyze geleneklerine bağlı bir hanımefendi imiş ki gelen genç erkekleri görüp yolunu değiştirmişti. Gençler fiziken inceydi ama incelik göstermemişlerdi. Kaldırımı kullanan diğer kişilere nezaketten uzak saygısız davranışlar sergileyerek henüz olgunlaşmadıklarını göstermişlerdi. Delikanlılık yapıp teyzenin yolundan çekilebilirler hatta eşyasını onun evine kadar taşıyabilirlerdi. Anlaşılan genç ve ince idiler ama delikanlı ve nazik değillerdi.