Son dönemde yatırımcıların en çok konuştuğu yatırım araçlarının başında yine altın geliyor. Özellikle küresel belirsizlikler, jeopolitik riskler ve merkez bankalarının politikalarına yönelik beklentiler altının güçlü bir performans göstermesini sağladı.

Ancak ben önümüzdeki dönemde, özellikle kısa vadede, altın tarafında biraz daha temkinli olunması gerektiğini düşünüyorum. Bunun en önemli sinyallerinden birini geçtiğimiz Cuma günü aldık.

Fed Başkanı Kevin Warsh’ın Jackson Hole’da yaptığı konuşma piyasaların beklediğinden daha şahin mesajlar içeriyordu. Warsh, son dönemde açıklanan enflasyon verilerinin olumlu olmasına rağmen bunun enflasyonun ana eğiliminde anlamlı bir iyileşme olduğunu söylemek için yeterli olmadığını belirtti.

Aslında piyasaların dikkat ettiği nokta da tam olarak burasıydı.

Çünkü Warsh’ın açıklamalarının ardından Fed’in eylül ayında faiz artırabileceğine yönelik beklentiler hızlı bir şekilde yükseldi. Konuşma öncesinde yaklaşık yüzde 36 seviyesinde olan faiz artışı ihtimali yüzde 58 seviyelerine çıktı.

Altının tepkisi ise oldukça sert oldu.Ons altın cuma günü yüzde 3’ün üzerinde değer kaybederek 4.450 dolar seviyelerine kadar geriledi.

Peki neden?

Altının kendisi faiz getirisi sağlayan bir yatırım aracı değil. ABD’de faizlerin daha uzun süre yüksek kalacağı veya yeniden artırılabileceği beklentisinin güçlenmesi, ABD tahvil faizlerini ve doları destekliyor. Böyle bir ortam ise doğal olarak altının alternatif maliyetini artırıyor. Bu nedenle cuma günü yaşanan düşüşü sadece günlük bir fiyat hareketi olarak değerlendirmiyorum.

Özellikle altının son dönemde gerçekleştirdiği güçlü yükselişi de düşündüğümüzde kısa vadede bir miktar daha kâr realizasyonu görebileceğimizi düşünüyorum.

Burada yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermemek adına; uzun vadede altını destekleyen hikâyenin tamamen ortadan kalktığını söylemek mümkün değil. Jeopolitik riskler devam ediyor, merkez bankalarının altın talebi sürüyor ve küresel ekonomiye ilişkin belirsizlikler halen masada duruyor. Dolayısıyla uzun vadeli altın hikâyesini olumlu görmekle birlikte, kısa vadede aynı iyimserliği taşımıyorum.

Türkiye’de Faiz İndiriminin Ayak Sesleri

Küresel piyasalarda Fed’in yeniden faiz artırıp artırmayacağını konuşurken Türkiye tarafında ise tam tersine faiz indirimlerini konuşmaya başladığımız bir döneme giriyoruz. Geçtiğimiz hafta TCMB’nin attığı önemli bir adım vardı. TCMB, mart ayından bu yana ara verdiği bir hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başladı. İlk bakışta oldukça teknik görünen bu kararın aslında piyasalar açısından önemli olduğunu düşünüyorum.

Çünkü TCMB politika faizini değiştirmedi ancak bankacılık sisteminin fonlandığı maliyet yaklaşık yüzde 40 seviyesinden yüzde 37 seviyesine geriledi.Yani teknik olarak bir faiz indirimi yapılmadı. Ama piyasa açısından baktığımızda aslında bir nevi faiz indirimi yapıldı. Nitekim karar sonrasında TLREF’in yüzde 36,93 seviyesine gerilemesi ve tahvil faizlerinde yaşanan düşüş de piyasanın bu kararı nasıl okuduğunu bize gösteriyor. Ben TCMB’nin bu adımını para politikasında kontrollü bir normalleşme sürecinin devamı olarak değerlendiriyorum.

Şimdi önümüzde 10 Eylül PPK toplantısı var.Piyasada bu toplantıda faiz indiriminin yeniden başlayabileceğine yönelik beklentiler de giderek güçleniyor. Bazı piyasa değerlendirmelerinde 100 baz puanlık bir faiz indirimi ihtimali dahi konuşulmaya başlanmış durumda bulunuyor. Ben de enflasyon tarafında yeni ve belirgin bir bozulma görmediğimiz takdirde TCMB’nin eylül toplantısında faiz indirimine gitme ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyorum. Ancak burada hızlı ve agresif bir faiz indirim sürecinden ziyade kontrollü ve kademeli bir normalleşme beklemek daha doğru olacaktır.

Yatırımcılar Nereye Yönelmeli

Önümüzdeki dönemde global piyasalar ile Türkiye’nin para politikası açısından birbirinden farklı iki hikâye izleyebiliriz. ABD tarafında faizlerin beklenenden daha uzun süre yüksek kalabileceği hatta şartların oluşması halinde yeniden artırılabileceği bir dönem konuşuluyor. Türkiye’de ise faiz indirimlerinin yeniden başlayabileceği bir döneme giriyoruz. Bu nedenle yatırımcı açısından önümüzdeki dönemde tek bir yatırım aracına odaklanmanın doğru olmadığını düşünüyorum.

TL faizi halen oldukça cazip ve portföylerde bir süre daha yerini koruyacaktır. Ancak TCMB’nin faiz indirim sürecinin başlaması ve devam etmesi halinde bugün oldukça cazip görünen mevduat ve para piyasası fonlarının getirilerinin de zaman içerisinde aşağı gelmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu noktadan sonra yatırımcıların alternatif yatırım araçlarına ilgisinin yeniden artacağını düşünüyorum. Altın düşüşlerde kademeli alım yapılabilir, hisse tarafı için oldukça seçici olacak şekilde faiz indirimlerini takiben yatırım yapılabilir. Para piyasası fonları ise yine aynı şekilde faizler indikçe portföydeki ağırlığını azaltmak doğru hareket olacaktır.