Bir ülkenin güvenliği sadece askeri kapasitesiyle sağlanamıyor ve kendi coğrafyanız ile de sınırlı değil. Güvenlik, içerde siyasi birlik ve adaletli bir yönetime dışarda ise hareket kabiliyetinize ve ittifaklarınıza dayanıyor. Bu noktada NATO dünyanın en büyük askeri ittifakı olarak ülke ve bölge güvenliğinde öne çıkıyor. Avrupa güvenliğini tehdit eden Rusya-Ukrayna Savaşıyla bölge ülkelerinin bütçelerinden savunmaya daha fazla pay ayrılması tartışmaları başladığı bir süreçte NATO liderleri Ankara’da toplandı. Türkiye'nin NATO'daki artan ekonomik, diplomatik ve askeri ağırlığı ile İran-ABD-İsrail savaşının ve güneyimizdeki coğrafyadaki son gelişmelerin gölgesinde gerçekleşen zirve “Soğuk Savaş sonrası üçüncü dönüşüm” döneminin başlangıcı yorumlarına sebep oldu.

NATO’nun Geçmişi; Kısaca

Aslında Atlas Okyanusunun iki yakasını (Kuzey Amerika ve Batı Avrupa) birbirine bağlayacak ortak bir savunma paktı fikri diplomatik çevrelerde ilk kez 1947 yılında dillendirilmeye başlanmış. Yüzyılın başında yaşanan iki dünya savaşı ile iyice yorulan ve yıpranan Batılı emperyalistlerin arasında Sovyetlerin yayılmacı tehdidine karşı askeri ve siyasi bir ittifak kurmaları gerektiği fikri genel kabul görmeye başlamıştı. İngiliz başbakanı Churchill’in öncülüğünde NATO (North Atlantic Treaty Organization) 1949’da Washington’da kurulmuştu. 12 ülkeyle başlayan ittifaka Türkiye 1952’de katılmıştı. Bugün üye sayısı 32’ye ulaşmış durumda. Bunlardan on tanesi ise Osmanlı bakiyesi bağımsız devlet.

Adı Darbelerle Anılan NATO, Milli İrade Önünde

Yıllarca ülkemizde darbe (1960, 1971, 1980, 1997 ve 2016 askeri darbeleri) yapanlar sürekli olarak NATO’ya sadakat vurgusu yaparlardı. Gladio yapılanması iç güvenliğe ve siyasete müdahale maksatlı binlerce olaya karışır, karanlıkta bırakılırdı. Bu şekilde geçen yaklaşık 50 yılda NATO, Türkiye’de zirve yapılmasına gerek görmemişti. Başkan Erdoğan döneminde ise ülkemizde yapılan ikinci zirvesiydi. Dolayısıyla bu, Türkiye'nin ev sahipliği yaptığı sıradan bir NATO zirvesi değildi.

Zirveye katılan liderler Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde ağırlandı. Toplantı yapılan ana binanın hemen yanında Millet Camisi ve tüm öğrenciler ile halka günün her saati kullanımına açık olan milyonlarca kitabın yer aldığı Millet Kütüphanesi bulunuyor. Külliyenin karşısında ise 2016'daki FETÖ’cü Askerlerin darbe girişiminin bastırılmasını anımsatan, Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan ve Tek Devlet anlayışını yansıtan 15 Temmuz Şehitleri anıtı yer alıyor. Darbenin elebaşları dahil 2 bin civarındaki FETÖ’cü haine kol kanat geren bu ülke liderleri anıtın önünden hangi yüzle geçtiler acaba?

Dünyanın En Eski Askeri Bandosu; Mehter

Hazırlıkları aylar öncesinden başlamış ve titizlikle planlanmış bu zirvenin her bir detayı ayrı bir öneme sahipti. Çünkü kendileri küçük ama etkileri büyük oluyor. Türkistan’dan Kuzey Afrika'ya, Hindistan’dan Orta Avrupa’ya uzanan medeniyetin kültürel mirasını sembolize eden kıyafetler içindeki 16 asker ile mehter, Türkiye'nin tarihi gücüne ve devlet geleneğinin sürekliliğine vurgu yapıyordu. Belki de bu sebeple NATO Ankara Zirvesi’nde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde devlet başkanları dünyanın en eski askeri bandosu olan Mehteran ile karşılandı. Mehteranlı karşılama hem liderler arasında hem de medyada en çok konuşulan konulardan biri oldu. Bazı liderlerin ritme ayak uydurduğu marşlar kimini meraklandırdı, kimine şaşkınlık geçirtti ama hemen herkesin ilgisini çekti.

Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-ü salâh

Abdulhak Molla’nın iyilik ve barış istiyorsan savaşa hazır olmalısın anlamındaki bu mısrasını zaman zaman dile getiren Erdoğan’ın, liderlere hediye ettiği isme özel altıpatlar tabancalar NATO stratejisinin merkezinde Savunma sanayisinin yer alması gerektiği düşüncesinin bir göstergesi oldu. Elbette, satın alma yoluyla silahlanma kısa vadede ülkenin savunma gücüne olumlu katkı sağlayabiliyor. Sıcak bir çatışma esnasında silahların yedek parçaları ve eksilen mühimmatın yerine konulması daha önemli hale geliyor. Bu yüzden tedarik sorunu yaşamamak için kendinizin üretiyor olması önemli bir avantaj sağlıyor.

İnsansız savaş araçları ve yapay zekayı kullanan karar destek sistemleri ön plana çıksa da sıcak savaşlarda yetişmiş insan gücü; teknolojiyi sahada komuta eden, tercihleri ve öncelikleri belirleyen, lojistik vd destekleri yürüten ve en nihayetinde ele kanıyla canıyla çarpışan temel unsurdur. İnsan gücünün yetkin olması kadar istekli ve kararlı olması da savunma ve taarruzun devamını sağlıyor. Nitekim muhtemel barış masasındaki şartları, savaşı sürdürebilme yeteneği yüksek olan belirliyor.

Bu noktadan baktığımızda Ankara’da yapılan NATO zirvesinde Türkiye’nin kendi askeri ve teknik kapasitesini gözler önüne serdi. Ayrıca coğrafi konumunu, savunma yeteneklerini ve stratejik özerkliğini kullanarak kendisini ittifakın güney sınır bölgesinden güç merkezine yakın bir konuma yeniden konumlandırdığını söyleyebiliriz. Bu doğrultuda orta vadede genel sekreterliğe Türkiye’den askeri-siyasi deneyimi olan bir ismin getirilmesinin uzak bir ihtimal olmadığını öngörebiliriz.

Türk Savunma Sanayisi, ABD’ye Olan Bağımlılığa Alternatif

İlk kez bir NATO zirvesinin ayrılmaz ve resmî bir parçası olarak düzenlenen Ankara Savunma Sanayii Forumunda savunma üretimi, yatırımlar ve teknoloji alanındaki iş birlikleri ele alındı. Müttefik ülkelerin liderleri savunma sanayisi ürünlerimizi yakından görme şansı elde ettiler.

Türkiye, geçmişte ittifakın en kalabalık ikinci ordusu olmakla nam salmıştı. Neferleri, devrin yöneticilerine göre batının çıkarları için ölmeye her an hazırdı. Bunu 20. Asrın başında Galiçya’da, ortasında ise Kore’de göstermişti. Bu forum ile Türk savunma sanayisi, NATO'nun gerektirdiği endüstriyel dönüşümün itici güçlerinden biri olmaya hazır olduğunu ve ABD’nin NATO içindeki ağırlığı ve Avrupa ülkelerinin ABD’ye olan bağımlılığının alternatifsiz olmadığını gösterdi.

NATO Zirvesinden Notlar

Hollanda 2017 yılında, Diplomatik nezaketsizlik örneği göstererek başörtülü aile bakanımızın Rotterdam Başkonsolosluğunda vatandaşlarımızla buluşmasını engellemişti. Hollanda’nın cinsel kimlik bunalımı yaşayan Başbakanını Esenboğa’da aile bakanı Mahinur Göktaş’ın karşılaması Türkiye’nin aileye verdiği önemi gösteren ince bir mesaj oldu.

Zirvede farklı yörelerin mutfaklarından sunulan birbirinden lezzetli yemekleri tüm misafirlerin beğendiği tabaklarda kırıntı dahi kalmamasından anlaşılmış. Basın mensupları kendilerine dahi bedava verilmesine ise şaşırmışlar. Biz de buna şaşırdık misafirperverlik başka nasıl yapılır ki?

Çekya Anayasa Mahkemesi’nin jet hızıyla verdiği bir karar ülkenin hem başbakan hem de cumhurbaşkanının zirveye katılmasına yol açtı. Çekya’da yaşanan iç sorunların artan boyutu ve Trump ile Meloni’nin birbirleriyle karşılamaktan kaçınmaları NATO ülkeleri arasında birlik değil gerginlik olduğu yorumlarına neden oldu.

İstanbul’da 2004 yılında yapılan NATO zirvesine, başörtülü olduğu için katılması engellenen Emine Erdoğan bu yılki zirvede lider eşlerini Çankaya köşkünde ağırladı. Yasakçı zihniyetin mensupları kahrından ölür mü bilinmez?

Zirve sürecinde SAM-Chatham House Çalıştayı, NATO Ankara Summit Dialogues panelleri, SETA-MSC "Allies at Ankara" etkinliği, Transatlantik Siyaset Planlamacılar Yuvarlak Masa Toplantısı başta olmak üzere birçok faaliyet gerçekleşti. NATO’ya üye 32 ülke haricinde Avustralya, Yeni Zelenda, Japonya, Güney Kore, Ukrayna, BAE, Suriye, Katar, Kuveyt ve Bahreyn’den üst düzey temsilci ikili görüşme ve toplantılara katılım için Ankara’daydı.

Vatan Savunması Ailede Başlar

ABD Çin'e Avrupa Birliği Rusya'ya odaklanmış iken Türkiye Emine Erdoğan, "Çocuklar, Teknoloji ve Güvenlik: Gelecek Nesli Korumak" temasıyla bir yuvarlak masa toplantısı yaptı. Misafir lider eşleri bir araya gelerek, çocukların yapay zeka, sosyal medya ve şeffaf olmayan algoritmaların etkilerinden korunması noktasında fikirlerini ortaya koydular. Dijital çağla gelen yeni tip güvenlik sorunu ele alındı ​​ve milli güvenliğin değişen tanımının altı çizildi.

Haklı olarak ekonomik gelişmenin askeri caydırıcılıkla desteklenmesi gerektiği üzerinde durulan zirvede Türkiye, ülkelerin geleceğini emanet edeceği çocukların güvenliğinin, ülkenin beşeri sermayesini korumanın ilk adımı olduğunu, onu dış tehditlere karşı koruyacak kurumun ise aile olduğunu vurgulamış oldu.