Hayat, beşikten mezara uzanan; kimileri için kısa, kimileri içinse uzun bir yoldur. Bu yolun üzerine serpiştirilmiş küçük ya da büyük imtihanlar, insanın geleceğini hem aydınlatır hem de karartır.

Bazen bir gülümseyiş, bazen bir kayıp; bazen bir başarı, bazen bir terk ediş… Hepsi birer sınavdır. Bu sınavın en büyüğü ise sandığımız gibi bu dünyada değil, ondan sonra başlar.

İnsan yaşarken yaptıklarının hesabını vermeye hazırlanmalıdır. Çünkü her ne yaptıysa karşılığını alacak, yapmadıklarının da hesabını verecektir. Bu, herkesin bildiği ama çoğu zaman unuttuğu bir gerçektir.

Bir iyiliği erteledik, bir sözü tutmadık, bir merhameti sakladık; hepsi birer satır olarak yazılır.
Bir yalanı büyüttük, bir gönlü kırdık, bir hakkı yedik; onlar da aynı deftere düşer.

Ecir ve ceza, belki bu dünyanın terazisinde değil; ama ahiretin hassas kefesinde mutlaka tartılır.

O kefede ne makamın, ne malın, ne servetin, ne de gürültülü sözlerin ağırlığı vardır. Sadece niyetin ve fiilin hakikati vardır.

Atalarımız, "Yarının ne getireceğini Allah’tan başka kimse bilmez." derdi. Bu cümle, hem bir teslimiyet hem de bir uyarıdır.

Planlar kurarız, rüyalar görürüz, endişeler biriktiririz; oysa “var”lığımızı da “yok”luğumuzu da tayin eden O’dur.

Bir sabah uyandığımızda sağlığımız yerindeyse, bu O’nun ihsanıdır.
Bir akşam yatağa yattığımızda bir daha kalkamayacaksak, bu da O’nun hikmetidir.

“Ol!” dediği an, her şey oluverir.

Bir damla su, bir tohum, bir nefes, bir ölüm… Hepsi O’nun “kün” emriyle şekillenir.

Biz sadece seyircisiyiz; kimi zaman dertlenen, kimi zaman şükreden, kimi zaman unutan seyirciler.

Bu bilinç, hayatı hafifletir. Çünkü imtihanların geçici olduğunu, hesabın ise ebedi olduğunu hatırlatır.

Küçük dertler büyür, büyük sevinçler solar; ama her biri bir ders bırakır.

Asıl büyük sınav, mezarın ötesinde başlar.

Amellerin tartıldığı, niyetlerin ortaya çıktığı, pişmanlıkların artık işe yaramadığı o büyük divan.

Orada ne avukat aranır, ne de bahane dinlenir. Sadece hakikat konuşur.

O hâlde, bu kısa yolculukta ne yapmalıyız?

Her sabah, “Bugün ne ekeceğim?” diye sormalıyız.
Her akşam, “Bugün ne biçtim?” diye hesap vermeliyiz.

Çünkü yarın belki de yoktur. Varlığımız da yokluğumuz da O’nun elindedir.

Yukarıda söyledik ya. O, bir şeyi murat ettiğinde ona “Ol!” der; o da oluverir.

Sevgili okurlarım, bu yazı bir uyarı değil; bir hatırlatmadır.

Beşikten mezara kadar süren imtihanlar bittiğinde, asıl imtihan başlar.

O güne hazır olmak, bugünün en büyük işidir.