Size Eylül’ü yazacaktım; lâkin ehemmiyeti yüksek bir konuya değinmek zaruretini hissettim evvela. Eylül size borcum olsun, yazarız biiznillah.
Sözüm onlara; günümüzün sözde aydınlarına, kendi tabirleriyle entelektüellerine...
Futbolu, siyaseti, ekonomiyi televizyonlarda, konferanslarda ileri düzeyde araştırmışçasına bilge bir üslupla anlatırken; üstelik bunu Frenkçeden, Britancadan aşırdıkları ve söylerken kendilerince süsleyerek telâffuz ettikleri kelimelerle yaparken, toplumun fertlerinden başlayıp geneline kangren gibi sirayet eden öfke cereyanlarını, bentleri çoktan aşmış tahammülsüzlük fırtınalarını görmüyor, görmezden geliyorlar.
Ahlakın mihenk taşı çatlamış; sözde aydınlarımızın umurunda değil.
Tencerenin dibi yarılmış, bunlar kapak derdinde.
Varsa yoksa faydadan uzak, zarara yakın kısır tartışmalar; seviyesiz yaklaşımlar...
Toplumun alışkanlıklarını, beğenilerini, önem atfettiği şeyleri etkiliyor, yönlendiriyorlar. Toplum neyi fazla görürse ona bağlanıyor; onu gerçek sanıyor, ona aidiyet hissediyor. Son tahlilde zarar-ı zarar...
Standart olarak yanlış da olsa, kanıksanmış meta; kanıtlanmış hakikatten üstün hâle geliyor.
Peki, neden yapıyorlar bunu? Toplumun yönünü, alışkanlıklarını, etkileşimlerini ve bunların doğuracağı zararları bilmezden gelerek neden bu denli müdahil oluyorlar?
Sebep yekûnen ekonomik.
Toplumda müsait zemin nasıl olsa!
Anlat da anlat... Laf laf üstüne.
Hal böyle olunca insanoğlu, raydan çıkmış bir şimendiferin başıboşluğunda sürükleniyor da sürükleniyor dalalet girdabına.
Bu sürüklenmenin önüne bent olacak ne bir fikir ne de sahici bir teklif var entel tayfadan. Öncelikleri ve önem atfettikleri şey, maddî kazanımdan ve menfaatten ibaret.
Fertlere baktığımızda da durum çok farklı değil.
Büyükler kendilerini ahlâkî ve vicdanî bakışla ziya saçan, inci mercan emsali insanlar olarak görürken; çocuklar terbiyesizlikle, sorumsuzlukla itham ediliyor.
Belki doğru ithamlar...
Velev ki az bu itham dereceleri.
Lâkin sebebine dair kimse üzerine bir toz dahi kondurmuyor. Kimse dönüp de “Esbab-ı mucibesi nedir?” diye sormuyor.
Her fert suçu kendisi dışındaki herkese; topluma, çevresel nedenlere, ekonomik etkilere ve daha birçok haricî sebebe yüklüyor.
Bir defa olsun hangimiz kendimizi, benliğimizi sığaya çektik hakikî olarak?
Kabahatimizi hangimiz not ettik; diğer herkesin kabahatini sayfalar dolusu not ederken, dedikodu malzemesi olarak biriktirirken?
Yapmadık, değil mi?
Yapamadık.
Beğenilerimiz, konforumuz, önceliklerimizdi hep...
Bu yönümüzü, ruhumuzu sahte ve fason gıdalarla perverde ettik.
Ve sonuçta etimiz, budumuz semirdi; lâkin ruhumuz kadid kaldı.
Vesselam...
Telefonlar, tabletler, televizyonlar insanları; bilhassa çocuklarımızı hapseden ev tipi hücrelere dönüştü.
Kötülüğün salgın gibi fertten ferde süratle yayıldığı bu zamanda iyilik, gecenin karanlığında kara bir taş aramaya benziyor.
Öyle gizli, öyle saklanmış hâlde ki...
Vah!
Futboldan, ekonomiden, siyasetten daha mühim meşgaleleri olan; insanı, ahlâkı, vicdanı ve istikbali gündem edinen bir ülke dileğimle...
Hür Kalem
