Karadeniz'in kuzeyinde, dalgaların kayalara değil de sanki bir ninniye dokunduğu yerde, Akliman uzanır.
Orada, kumun en ince olduğu noktalarda, yılın belirli bir mevsiminde toprağı yararak beyaz bir alev gibi açan bir çiçek vardır. Bu çiçeğin adı Kum Zambağı'dır.
Kimse onun bitmesi için tohum ekmez, yeşermesi için sulamaz; o, tuzlu rüzgârla, kıraç toprakla ve insan eliyle bozulmamış bir sessizlikle var olur.
Bugün ise o güzelliğin, o sessizliğin üzerine poşetler, plastik şişeler, karton kutular yığılıyor.
Bir çiçeğin ömrü, duyarsız tatilcilerin arkasında bıraktığı çöpün gölgesinde tükeniyor.
İnsanoğlu doğayı çoğu zaman sonsuz bir kaynak, tükenmez bir tolerans zannediyor. Oysa doğa sadece sabırlıdır; sonsuz değil.
Kum Zambağı gibi nadir çiçek türleri, ekosistemin kırılganlığını bize hatırlatan birer uyarı fenerine benzer.
Onların varlığı, o toprağın hâlâ nefes aldığının; yokluğu ise bir yerlerde bir dengenin bozulduğunun işaretidir.
Akliman'da bugün gördüğümüz manzara, sadece estetik bir çirkinlik değil; bir ekosistemin sessizce verdiği alarm sinyalidir.
Bilim bize şunu öğretiyor:
Doğal döngüler, insan müdahalesiyle kırıldığında kendini onarması on yılları, bazen yüzyılları bulabilir.
Bir plastik şişenin doğada yok olması için geçen süre, ortalama dört yüz yılı buluyor.
Yani bugün sahile bırakılan bir şişe, belki de torunlarımızın torunları hâlâ o kumsalda dururken tanık olacak.
Kum zambağı ise belki daha bu yaz bile göremeyecek bizi.
Bizi asıl düşündüren, çöpün kendisinden çok, onu orada bırakan zihniyet.
Bir insan, evinin salonunda asla poşetini yere atmaz; misafir olduğu bir eve gittiğinde de aynı özeni gösterir.
Öyleyse neden aynı kişi, doğanın konuğu olduğunda bu nezaketi bir kenara bırakır? Cevap, belki de "ortak alan" kavramının içselleştirilememesinde yatıyor.
"Benim değil, kimsenin" düşüncesi, aslında en tehlikeli düşüncelerden biri. Çünkü kamusal alan, gerçekte herkesindir; ve tam da bu yüzden herkesin sorumluluğundadır.
Bir sahili kirletmek, sadece belediyenin temizlik ekibine iş çıkarmak değil; gelecek nesillerin mirasından çalmaktır.
Sosyologlar buna "trajedi-i müşterek" (ortak malın trajedisi) der.
Herkesin ortak kullandığı bir kaynak, kimse sahiplenmediğinde hızla tükenir.
Akliman'ın kumsalı da bugün tam olarak bu trajedinin küçük ama acı bir örneğini sunuyor bize.
Peki Ne Yapmalıyız?
Bu noktada sadece sitem etmek, sorunu çözmüyor. Toplumsal duyarlılık, üç ayak üzerine inşa edilmeli:
Birincisi Eğitim:
Çocuklarımıza doğa sevgisini kitaplardan önce sahilde, ormanda, derede öğretmeliyiz.
Bir çocuk, ailesinin çöpünü poşete koyup evine kadar taşıdığını gördüğünde, bu davranış onun için bir kural değil, bir refleks hâline gelir.
İkincisi Caydırıcılık:
Maalesef bazı insanlar için vicdan yetmiyor; yaptırım gerekiyor. Kirletme tespit edildiğinde uygulanacak somut cezalar, kamera sistemleri ve düzenli denetimler, "kimse görmüyor" rahatlığını ortadan kaldırabilir.
Üçüncüsü Kolaylaştırma:
Sahillerde yeterli sayıda, görünür ve düzenli boşaltılan çöp kutuları olmalı. İnsan bazen kötü niyetli değil, sadece tembeldir; çöp kutusu on adım uzaktaysa, o on adımı atmayan çoktur.
Belediyelerin bu sorumluluğu, vatandaşın sorumluluğunu hafifletmez ama kolaylaştırır.
Kum Zambağı, aslında bize hiçbir şey söylemiyor; sadece susuyor, açıyor, soluyor. Ama onun bu sessiz varlığı, aslında en gür sesle konuşan bir tanıklık.
O, orada, insanın en temel sınavını veriyor bizim adımıza.
Bir güzelliğin yanından geçerken, onu ezip mi geçeceğiz, yoksa arkamızda herkesin takdir edeceği bir iz mi bırakacağız?
Akliman'ın kumu, bizim ayak izlerimizi taşımaya razı. Ama plastiğimizi, poşetimizi, vicdansızlığımızı taşımaya mecbur değil.
Bir sahile gittiğimizde geride sadece ayak izi bırakmak, aslında hiç de zor bir hedef değil. Zor olan, bunu bir alışkanlık değil de bir zorunluluk gibi görmemiz.
Sinop'un bu eşsiz köşesi, bize emanet. Emanete ihanet etmenin en sinsi hâli, belki de "bir kişi bir şey değiştirmez" diye düşünmektir. Oysa her bir kişi, tam olarak o "bir şey"in kendisidir.
Kum Zambağı gelecek yaz bir kez daha açacaksa, bunun bir sebebi de bizim bu satırları okuduktan sonra çantamızdaki poşeti evimize kadar taşımamız olsun.
