1956 yılında Boyabat’ın Yazı Köyü’nde, Karadeniz’in sert rüzgârlarının bile yumuşadığı o bereketli topraklarda dünyaya gelmiş bir çocuk düşünün. Adı Ramazan.

Daha ortaokul birinci sınıftayken babasını kaybeden, yetimliğin ağırlığını omuzlarında taşıyan, ama asla eğilmeyen bir çocuk.

Toprağın kokusunu, emeğin değerini, komşunun hakkını, helalin bereketini daha o yaşlarda iliklerine kadar hisseden bir çocuk.

İşte o çocuk, yıllar sonra İstanbul’un keşmekeşinde 10 metrekarelik bir bakkal dükkânından marketler zincirine uzanan bir başarı öyküsünün, Sinoplular'ın gönül dünyasında silinmez bir iz bırakan hayırsever bir iş insanının, bir gönül adamının adı olacaktı.

Ramazan Ulu'nun hikâyesi, klasik bir “köyden kente göç” anlatısından çok daha derin, çok daha manalıdır.

Çünkü o, sadece kendi kaderini değiştirmekle kalmamış; doğduğu toprağın evlatlarına, hemşehrilerine, çalışanlarına, ihtiyaç sahiplerine de omuz vermiş, “ulu” sıfatını hak eden bir çınar gibi kök salmıştır.

İlk, orta ve lise öğrenimini Boyabat’ta tamamlayan Ulu, üniversite için İstanbul’a geldiğinde yolu önce İlahiyat Fakültesi’ne düştü. Sonra “çok sevdiği mesleği” öğretmenlik uğruna Eğitim Enstitüsü’ne geçti. 1979’da mezun oldu.

Sivas Divriği’de, ardından Kocaeli Gebze’de ilkokul öğretmenliği yaptı.

Tahtanın başında, çocukların gözlerindeki ışığı yakalayan, bilgiyi gönülle birleştiren bir öğretmendi.

Ne var ki kader, dördüncü yılında annesini de aldı. Kardeşlerinin en büyüğü olarak ailenin yükünü omuzlarına yükledi. Çok sevdiği öğretmenlik mesleğinden feragat etti.

Eşi de öğretmendi; o mesleğini sürdürdü, emekli oldu. Ramazan Ulu ise 1985’te, İstanbul Kağıthane’nin Gültepe Mahallesi’nde, 10 metrekarelik küçücük bir bakkal dükkânının kapısını araladı.

“Ticaret hayatıma başladım” demişti bir röportajında. O kapı, aslında sadece bir dükkânın değil, bir ailenin, bir markanın, yüzlerce insanın ekmek kapısının da aralandığı eşikti.

Snowy Ulu Kardeşler… Ramazan, Şaban ve Mustafa Ulu kardeşlerin omuz omuza kurduğu yapı.

Dürüstlükten, paylaşımcılıktan, müşteri memnuniyetinden asla ödün vermeyen bir anlayış.

“Daha fazlası için…” sloganıyla yola çıkan, çalışanını aileden biri, müşterisini misafir bilen bir zihniyet.

Yıllar içinde toptancılıktan distribütörlüğe, oradan 20’yi aşkın şubeye, 600’ü aşkın çalışana uzanan bir yolculuk.

İstanbul’un Anadolu ve Avrupa yakalarında, ekonomik krizlerin, rekabetin, discount marketlerin
(ürünleri standart perakende fiyatlarından daha düşük fiyatlarla satan ucuzluk veya indirim işletmeleri) baskısına rağmen ayakta kalan, “mahcup olmamak” ilkesini kendine şiar edinen bir duruş.

Ramazan Ulu, sektörün çatı örgütlerinde de yer aldı...

İSMAR’ın kurucu üyeliği, PERDER’de başkanlık ve yönetim kurulu üyelikleri, Türkiye Perakendeciler Federasyonu’nda görevler…

Perakende yasasının gerekliliğini savundu, yerel esnafın, bakkalın, manavın, kasabın korunması gerektiğini her fırsatta dile getirdi.

Çünkü o biliyordu ki, büyüklerin gölgesinde küçüklerin solması, toplumun köklerinin zayıflaması demekti.

Ama Ramazan Ulu’yu asıl “ulu” kılan, sadece ticaretteki başarısı değildi. Onun asıl büyüklüğü, gönül dünyasındaydı.

Sinop Dernekler Federasyonu’nun (SİNDEF) kurucu ve onursal başkanı olarak, İstanbul’da yaşayan Sinopluları bir araya getirdi.

“Sinop dışında dört Sinop daha yaşıyor” diyerek hemşehrilik bilincini diri tuttu.

İstanbul Sinopspor’a gönülden destek verdi.

Hayır işlerinde öncü oldu; sessiz sedasız, gösterişten uzak, ama etkili.

Yazı Köyü’nde mevlidler, anma programları, Kur'an ziyafetleri…

Vefatından sonra bile ailesinin, dostlarının, hemşehrilerinin onu anmak için bir araya gelmesi, o gönül bağının ne denli güçlü olduğunun en güzel deliliydi.

25 Eylül 2023’te, beyin kanaması sonrası Samsun’da verilen yaşam mücadelesini kaybettiğinde, sadece ailesi değil, Kağıthane’nin esnafı, Sinoplu STK’lar, perakende sektörü, Boyabatlı hemşehrileri yasa boğuldu.

İstanbul Levent Barbaros Hayrettin Paşa Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Şişli Feriköy Mezarlığı’na defnedildi.

Ardında eşi, oğlu ve “Ulu Ailesi”nin devam eden hayırları kaldı.

Oğlu Tanay Ulu, babasının anısına kütüphane açtırırken “Kitaplarla büyüyen bir çocuk, yarının Ulu Çınarı’dır” demişti. Ne güzel bir miras…

Ramazan Ulu’nun hayatı, bir portre olarak düşünüldüğünde, klasik başarı öykülerinden ayrılır.

Çünkü o, “ben başardım” demekten ziyade, “biz birlikte yürüdük” diyenlerdendi.

Toprağa bağlılığını hiç kaybetmedi.

Boyabat’a lojistik merkezi, Sinop’a öğrenci yurdu ve AVM projeleri düşünürken, “doğup büyüdüğümüz topraklara vefa borcumuz var” diyordu.

Gurbette ekmek yiyip, memlekete dönüp bakma hassasiyeti…

İşte o hassasiyet, onu sıradan bir iş insanından ayırıp, “gönül insanı” yapan şeydi.

Bugün Snowy Marketler hâlâ ayakta...

Kardeşleri, ailesi, çalışanları o emeğin üzerine inşa etmeye devam ediyor.

Ama asıl devam eden, Ramazan Ulu’nun bıraktığı o sessiz, derin, bereketli izdir.

Boyabat’ın Yazı Köyü’nden yükselen bir ses gibi…

“Ulu” olmak, sadece boy atmak değildir; gölge olmak, barınak olmak, bereket saçmaktır.

Merhum Ramazan Ulu, işte tam da bunu yaptı.

Cenâb-ı Allah'tan rahmet diliyorum. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Boyabat’ın toprağı, İstanbul’un taşı, Sinoplular'ın gönlü… Hepsi ona minnettardır.