Yeni eğitim yılının ilk gününde bütün anne babalara küçük ama önemli bir çağrı yapmak istiyorum.
Bu akşam çocuklarımız eve geldiğinde onlara yalnızca:
“Okul nasıldı?” diye sormayalım.
Biraz daha konuşalım. Gerçekten dinleyelim.
Telefonlarına, odalarına, arkadaşlarına ve dijital dünyalarına meraklı bir denetçi gibi değil; güvenebilecekleri bir rehber gibi yaklaşalım. Sonra evimizin güvenliğini de yeniden gözden geçirelim.
İlaçlar çocukların erişemeyeceği yerde mi? Temizlik ürünleri güvenli biçimde saklanıyor mu?
Elektrik tesisatı ve prizler güvenli mi?
Balkon, pencere ve merdivenlerde çocuklar için risk var mı?
Kesici ve delici araçlara kolayca ulaşılabiliyor mu?
Yangın ve acil durumlar için ailece ne yapacağımızı biliyor muyuz?
Çocuğumuz acil bir durumda kimi arayacağını biliyor mu?
Evde temel ilk yardım bilgisine sahip biri var mı?
Belki de en önemlisi:
Çocuğumuzun başına bir şey geldiğinde bize anlatacağından emin miyiz?
Bu son soru üzerinde özellikle düşünelim.
Çünkü bazen bir çocuğu koruyan şey, en pahalı güvenlik sistemi değil; “Ne olursa olsun bana anlatabilirsin.” cümlesidir.
Çocuk güvenliği bir günlük ya da bir dönemi içine alan kampanya değildir.
Okulların açıldığı günlerde güvenlikten söz etmek kolaydır.
Denetimler yapılır.
Toplantılar düzenlenir.
Kurallar hatırlatılır.
Fakat çocuk güvenliği yalnızca eğitim-öğretim yılının ilk haftasına sığdırılamaz.
Çocuk güvenliği bir kültürdür.
Ailede başlar.
Okulda devam eder.
Sokakta karşılık bulur.
Dijital dünyaya taşınır.
Anlayacağınız, toplumun tamamını ilgilendirir.
Bu nedenle yalnızca emniyet güçlerinden, okul yönetimlerinden veya öğretmenlerden daha fazla güvenlik beklemek yeterli değildir.
Evin içinde bizim de yapmamız gerekenler vardır.
İlk zil bize de bir şey söylesin…
Bugün çocuklarımız için ilk zil çaldı.
Onlar sınıflarına girdiler.
Öğretmenlerini dinlediler.
Yeni kitaplarına dokundular.
Yeni arkadaşlıkların heyecanını yaşadılar.
Belki biraz çekindiler, belki biraz sevindiler.
Akşam olduğunda ise yine evlerine dönecekler.
İşte asıl mesele burada.
Çocuklarımızın okulda güvende olması kadar, evde de güvende olduğunu bilmesi gerekiyor.
Onları yalnızca kötü insanlardan değil, kötü alışkanlıklardan da korumalıyız.
Sadece fiziksel tehlikelerden değil, psikolojik ve dijital risklerden de haberdar olmalıyız.
Sadece çocuklarımızı kontrol etmemeli, onlarla iletişim kurmalıyız.
Sadece “Nerede olduğunu biliyorum” dememeli; “Neler yaşadığını da biliyor muyum?” diye sormalıyız.
Çünkü bazen çocuklarımızın başına gelen en önemli şey, bizim hiç sormadığımız bir sorunun cevabında saklıdır.
Yeni eğitim yılı hepimize hayırlı olsun.
İlk zil çaldı.
Şimdi bir zil de bizim içimizde çalsın.
Dikkat zili…
Evlerimize bakalım.
Çocuklarımızı dinleyelim.
Ekranlarına bakalım.
Çevrelerine bakalım.
Davranışlarını gözlemleyelim.
Riskleri fark edelim.
Tedbirimizi alalım.
Çünkü okul güvenliği için alınan her tedbir kıymetlidir. Ama çocuğun kendisini en güvende hissettiği yer olan evin güvenliği, en az okulun güvenliği kadar önemlidir.
Ve unutmayalım:
Çocuklarımızı korumak, onların yerine yaşamak değildir.
Onlara güvenli bir dünya kurmak, tehlikeleri tamamen ortadan kaldırmak da değildir.
Asıl görevimiz; tehlikeyi fark edebilen, “hayır” diyebilen, yardım isteyebilen, kendisini ifade edebilen ve gerektiğinde güveneceği bir yetişkine ulaşabileceğini bilen çocuklar yetiştirmektir.
İlk zil çaldı… Ders başladı.
Şimdi hepimizin öğreneceği bir ders var:
Güvenlik okulda başlar ama evde devam eder.
Çocuklarımız için alınabilecek en değerli güvenlik tedbiri, onların yanında olduğumuzu gerçekten hissettirmektir.
