Ülkemizde emekle, sabırla, gece uykularından çalınarak büyütülen çocuklar var.
Ahlâkı annesinin öğretilerinden, terbiyeyi babasının sakin ve sessiz davranışlarından, saygıyı büyüklerin el öpme âdetinden, çalışkanlığı ise okul tahtasından alan çocuklar…
Onlar, bir ailenin bütün ümitlerini, bir milletin bütün geleceğini omuzlarında taşırlar.
Ama bu topraklarda, bazen o omuzlar; hiç emek verilmemiş, sokağa salınmış, eğitimsiz bırakılmış başka omuzların ağırlığı altında ezilir, hatta canlarından olurlar.
Ahlâklı, terbiyeli, saygılı ve çalışkan evlatlar; sorumsuz ve cahil ailelerin çocuklarının kurbanı olmamalıdır.
Bu bir şikâyet değil; bir uyarıdır. Bir feryat değil; bir çağrıdır.
Ülkemizin bazı sorunları vardır; bu bir gerçektir.
Enflasyon rakamları her sabah gazete manşetlerini, faiz tartışmaları televizyon ekranlarını doldurur; döviz kurları gece yarısı uykuları böler.
Ekonomik savaş elbette mühimdir.
Ama unutulmamalıdır ki, bir milletin asıl serveti cebindeki paradan çok, zihnindeki bilgi, ahlâk, çalışkanlık ve vatan sevgisidir.
Enflasyonla savaşmak kadar, belki ondan da fazla, cehaletle savaşmak mecburiyetimizdir.
Çünkü cehalet; enflasyonun da, yoksulluğun da, ahlâkî çöküşün de köküdür.
Cehalet, toprağa ekilen her güzel tohumu boğan yabani bir ottur; her iyi niyeti zehirleyen bir sudur.
İş hayatında da, okul hayatında da branşında uzmanlaşmış ustalar ve mezunlar yetiştirmek zorundayız.
Bir ülkenin kalkınması sadece diploma sayılarıyla ölçülmez; o diplomaların arkasındaki derinliğe, ustalıkların arkasındaki alın terine ve emeğe bakılır.
Okul, sadece bir bina değil; bir ahlâk mektebidir.
Orada yalnızca matematik formülleri değil, vicdanın formülleri de öğretilmelidir.
Orada sadece tarih kronolojisi değil, vatanın tarihî sorumluluğu da işlenmelidir.
Gençlik; vatanını ve milletini seven, ama bu sevgiyi ihanete dönüştürmeyen; sevgiyi bilgiyle, çalışkanlıkla ve eylemle taçlandıran bir gençlik olmalıdır. Cani ve hain olmayan… Çünkü canilik ve hainlik çoğu zaman bilgisizlikten ya da bilginin yanlış yönlendirilmesinden doğar.
Cehalet düşmanı bir nesil inşa etmek elzemdir. Asıl hedef bu olmalıdır.
Düşünün: Bir genç, ailesinin bütün fedakârlıklarıyla okula, üniversiteye gitmiş, gece gündüz çalışmış, ahlâkını korumuş, saygısını yitirmemiş… Ama bir gün, sokağın diliyle, eğitimsizliğin küstahlığıyla karşılaşır. O an, emekle örülen duvarlar sarsılır.
Toplumun en kırılgan yeri burasıdır.
Çünkü ahlâk yalnızca bireysel bir erdem değil; toplumsal bir kalkanıdır. O kalkan delindiğinde, bütün bir nesil yaralanır.
Cehaletle savaş, sadece okulların duvarları arasında kalmamalıdır. Ailede başlamalı, sokakta devam etmeli; medyada, sanatta, siyasette yankılanmalıdır.
Bir çocuk sokağa salındığında, aslında bütün bir toplum o çocuğu ihmal etmiş demektir.
Eğitim, sadece bilgi aktarmak değil; karakter inşa etmektir.
Ahlâklı bir vatandaş yetiştirmek, en pahalı yatırımlardan daha değerlidir.
Çünkü ahlâk, enflasyonun eritemediği tek servettir; krizlerin yutamadığı tek güvencedir.
Bu savaşta silahlarımız bellidir: Okul, kitap, öğretmen, anne-baba, örnek yaşantı.
Düşmanımız da bellidir: Umursamazlık, kolaycılık, “nasıl olsa bir yerden idare ederiz” tembelliği.
Cehalet sessizce büyür; birden bire her yeri kaplar. Onun için, enflasyonla mücadele ederken aynı kararlılıkla cehaletle de mücadele etmek zorundayız.
Yoksa bir gün, emekle büyüttüğümüz çocuklarımızın sokağın çocukları tarafından ezildiğini, canlarının kaybedildiğini görmek zorunda kalırız. O gün, pişmanlığın bedeli çok ağır olur.
Bir milletin en büyük zaferi, ekonomik rakamlarda değil; yetiştirdiği neslin ahlâkında, bilgisinde, çalışkanlığında ve vatan sevgisinde gizlidir.
O nesli yetiştirmek hepimizin ortak borcudur. Cehaletle savaş, yarının Türkiye’sini kuracak olan asıl cephedir.
Ve bu cephede hiçbirimiz tarafsız kalamayız.
