Boyabatlı olup da Ömer Faruk Çırak adını duymayan yoktur desem, abartmış olmam sanırım.
O, bir ilçenin hafızasına kazınmış; alçakgönüllü bir öğretmenin, bir siyasetçinin, bir belediye başkanının, bir hizmetkârın, imam hatip bir babanın oğlunun adıdır.
Kemaldede Camii’nin eski imamlarından Hafız Sabri Çırak’ın oğlu olarak dünyaya geldi. Babasının minberden yükselen tok ve içten sesi, belki de onun çocukluk yıllarına ilk adalet duygusunu ve sorumluluk bilincini ekti.
Merkezde görev yapan bir imamın oğlu olmak, Boyabat gibi küçük ve samimi bir kasabada yalnızca bir unvan değil; aynı zamanda bir emanet, bir ahlâk yüküydü. O emanet, yıllar sonra belediye başkanlığı koltuğunda da kendini hissettirecekti.
1973 yılında genç yaşta siyasete atıldı. Belediye başkanlığına aday oldu. Karşısında Hüsamettin Dayıbaş gibi çetin bir rakibi vardı. Kolay değildi seçilmesi. Nitekim seçilemedi. Ancak aldığı oy, gelecek seçim için bir umut ışığı yaktı.
1978’de Adalet Partisi’nin adayı olarak Boyabat Belediye Başkanlığı’na seçildi. O yıllar, Türkiye’nin çalkantılı; umutlarla endişelerin iç içe geçtiği dönemleriydi.
Nüfusu on binin üzerinde küçük bir ilçede başkan olmak, büyük ideallerden ziyade günlük hayatın en basit ve hayati ihtiyaçlarını karşılamak demekti. Bir yolun düzeltilmesi, bir su kanalının açılması, patlak bir borunun tamiri, bir çeşmenin akması, bir sokağın aydınlanması… Pazartesi günleri halkla buluşması, çay içmesi, sohbet etmesi, dert dinlemesi… İnsanların birbirine biraz daha güvenebilmesi… Ömer Faruk Çırak, işte bu sade ama derin işlerin adamıydı.
Belki o yıllarda çok büyük projeler yapılamadı; fakat sınırlı imkânlarla alt ve üst yapıya, sosyal yaşama dair attığı adımlar, gösterişli açılışlarla değil; yıllar sonra hâlâ hatırlanan “o zamanlar şöyle olmuştu” cümlesiyle yaşadı. Hizmet, onun için bir propaganda değil; bir borç, bir vefa ifadesiydi.
Başkanlığı kısa sürdü; 1980’e kadar. Ama o kısa süre, Boyabat’ın siyasi tarihinde bir iz bıraktı. Çünkü o, koltuğa oturduğu için değil; koltuğu bir emanet gibi taşıdığı için hatırlandı. Gösterişten uzak, halkın dilini konuşan, sorunları kendi derdi gibi sahiplenen bir yöneticinin portresiydi. Belki de en büyük başarısı, “ben yaptım” demeden yaptıklarıydı.
Sonra hayat, herkes gibi onun da yolunu başka bir yöne çevirdi. Bir dönem ticaretle meşgul oldu, ardından öğretmenliğe geri döndü. Lakin kökleri hep Boyabat’ta kaldı. Emekli oldu; halkın içinde yaşamayı sürdürdü.
Oğlu Mehmet Sabri Çırak, babasını şöyle anlattı:
“Değerli babam mü’min ve muvahhid bir kul idi. Mezar yerini dahi iki sene önce almış, evini emekli öğretmen maaşıyla alabilmiş, vaktinde belediyenin kooperatifine söz olur diye girmemiş biriydi; yani muvahhid idi. Mekânı cennet olsun. Kendisi benim dostum, arkadaşım, çocuğum gibiydi. Masum, yalan konuş(a)mayan, mahcup, mütevazı ve kederliydi. Babam fedakârdı ve yardım etmeyi çok severdi.”
Başkan Ömer Faruk Çırak, bir ailenin direği, bir neslin devamı oldu. Aile, onun için yalnızca kan bağı değil; bir sorumluluk, bir sevgi ve vefa zinciriydi. Hafız babasının mirasını, kendi çocuklarına da sessiz, gösterişsiz ama sağlam bir biçimde aktardı.
Temmuz 2026’da, bir yaz gününde hayata gözlerini yumdu. Cenazesi, Mezarlıklar Müdürlüğü Hacı Ergün Gürbüz Camii’nde kılınan öğle namazının ardından Şehir Mezarlığı’nda toprağa verildi.
O gün, ilçenin sokaklarında bir sessizlik vardı. Çünkü bir dönemin tanığı, bir şehrin hizmetkârı aramızdan ayrılmıştı.
Ailesi, yakınları ve sevenleri için bir veda; Boyabat için ise bir hatıranın ebedileşmesiydi.
Ömer Faruk Çırak’ı anlatmak, büyük laflarla değil; küçük ama kalıcı izlerle mümkündür. O, bir eski başkan olarak değil, bir insan olarak yaşadı: Adil, sakin, hizmeti seven…
Boyabat’ın taş duvarları, onun adını fısıldamaya devam edecek. Çünkü bazı insanlar, gittikten sonra da kalır; sokaklarda, çeşmelerde, insanların hafızasında…
Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.
