Eylül ayının ilk günüyle birlikte Sinop’ta deniz yeniden uyandı.
Tekneler limandan açıldı, ağlar denize bırakıldı, sabahın karanlığında başlayan o sessiz ve yorucu mücadele yeniden başladı.

Balıkçılık, dışarıdan bakıldığında birkaç saatlik bir deniz yolculuğu gibi görünür. Oysa o teknenin içinde uykusuz geceler, sert rüzgârlar, dalgalarla mücadele, mazot masrafı, ağların yıpranması ve eve ekmek götürme telaşı vardır.

Bu nedenle balıkçının emeğine saygı duymak, yalnızca güzel söz söylemek değildir. Denizin ortasında alın teri döken insanın kazancını hakkıyla elde etmesini istemektir.

Fakat işin bir de tezgâh tarafı var.

Sezonun ilk gününde palamut 100 lira, mezgit 400 lira, barbun 500 lira…

Elbette fiyatın oluşmasında yakıtından nakliyesine, işçiliğinden hal masraflarına kadar pek çok unsur bulunuyor. Balıkçının kazancı da olacaktır; olmalıdır. Çünkü emeğin karşılığı olmayan bir hayat, ne balıkçıya ne de esnafa yakışır.

Ancak denizin bereketi arttıkça vatandaşın sofrasına ulaşan fiyatın da makul olması gerekir.

Çünkü balık yalnızca tezgâhta sergilenen bir ürün değildir. Sinop’un kültürüdür, mutfağıdır, kıyıdaki hayatın bir parçasıdır.

Bir zamanlar balık denince akla “sofraya ne koyacağız?” değil, “Bugün hangi balığı pişireceğiz?” sorusu gelirdi.

Şimdi ise bazı vatandaşlar tezgâhın önünde balığa bakıp fiyatını hesaplıyor, sonra sessizce yoluna devam ediyor.

İşte burada vicdan devreye girmeli.

Emeğin hakkını vermek başka şeydir, fırsatçılık başka… Balıkçının hakkını yemeyelim. Ama vatandaşın sofrasındaki lokmayı da pahalılaştırmayalım.

Deniz kimsenin tapulu malı değil. Denizin bereketi, bu şehrin ortak değeridir.

Balıkçı ağını denize atarken yalnızca kendi evinin rızkını değil, şehrin sofrasını da düşünür. Tezgâh sahibi balığı satarken yalnızca bugünün kazancını değil, yarının müşterisini de düşünmelidir.

Çünkü müşteri bir kez kandırılırsa parasını kaybeder; ama güven bir kez kaybedilirse esnaf müşterisini kaybeder.

Sinop’un balıkçısı da esnafı da emeğin ne demek olduğunu iyi bilir.

Bu şehrin insanı alın terine saygı duyar.

Balıkçının sabaha karşı denize açılmasını, dalgayla boğuşmasını, ağ çekmesini küçümsemez.

Ama aynı vatandaşın da cebindeki parayı kazanmak için sabahın erken saatinde işe gittiğini unutmamak gerekir.

Balıkçı denizde ter döküyor.
Vatandaş karada…

Birinin emeği ağda, diğerinin emeği cüzdanda biriken birkaç banknotta.

Öyleyse yeni sezonun bereketi yalnızca balıkçının kasasına değil, vatandaşın sofrasına da yansımalı.

Palamut denizde çoğalsın, tezgâhta fiyatı düşsün.

Mezgit bol olsun, vatandaş gönül rahatlığıyla alsın.

Barbun sofraya geldiğinde, yanında bir de “Acaba bütçemi aşar mı?” düşüncesi gelmesin.

Yeni av sezonunun dileğimiz odur ki deniz balıkçıya, balık vatandaşa, kazanç esnafa, huzur da herkesin evine bereket getirsin.

Çünkü asıl bereket, yalnızca çok balık tutmak değildir.

Asıl bereket, denizin nimetinden herkesin adil bir pay alabilmesidir.