İki gündür Sinop'tayız. Yazın bütün ağırlığıyla hissedildiği bu günlerde Karadeniz kıyıları insan seliyle dolup taşıyor.
Bugün hava muhalefeti nedeniyle bazı sahillerde denize girmek yasaklanmış olsa da, benim tercihim her yıl olduğu gibi yine Karakum Plajı oldu.
Çünkü bazı mekânlar yalnızca bir sahil değildir; insanın hafızasında yer etmiş bir hatıradır.
Karakum, Sinop'un en çok konuşulan, en çok ziyaret edilen kıyılarından biridir.
Yaz mevsimi geldiğinde yalnızca Sinopluların değil, Türkiye'nin dört bir yanından gelen misafirlerin de buluşma noktası hâline gelir.
Bu yüzden burada yaşanan her olumlu ya da olumsuz durum, yalnızca bir plajın değil, Sinop turizminin aynasıdır.
Bu yıl sevindirici bir gelişme vardı. Plaja giriş ücretsizdi. Kamusal alanların halkın kullanımına açık olması, sosyal devlet anlayışının en güzel örneklerinden biridir.
Ancak madalyonun öteki yüzünde düşündürücü bir tabloyla karşılaşıyoruz.
Şezlong ve şemsiye için istenen 750 liralık ücret, birçok aile açısından ciddi bir yük oluşturuyor.
Deniz, güneş ve kum lüks değil; herkesin eşit şekilde yararlanması gereken doğal nimetlerdir.
Özellikle İl Özel İdaresi'nin sorumluluğunda bulunan böylesine önemli bir tesiste fiyat politikalarının yeniden değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Sinop Valimiz Sayın Dr. Mustafa ÖZARSLAN'dan bu konuda vatandaşın beklentisini dikkate alarak daha makul bir ücret tarifesinin oluşturulmasına öncülük edeceğine inanmak istiyoruz.
Bir de turizm yalnızca fiyat meselesi değildir. Bir şehrin gerçek zenginliği, misafirine bıraktığı izlenimdir. O izlenim ise önce temizlikle başlar.
Bir plajın temizliği, sabah yapılan kısa süreli bir çalışmayla sağlanamaz. Gün boyunca yüzlerce insanın kullandığı bir sahil, akşam sessizliğe büründüğünde yeniden elden geçirilmelidir.
Kumun üzerinde kalan cam kırıkları, plastik şişeler, içecek kutuları ve çeşitli atıklar yalnızca görüntü kirliliği oluşturmaz; insan sağlığını da tehdit eder.
Gün sonunda kumun tırmıklarla taranması, atıkların eksiksiz toplanması ve sahilin ertesi güne hazırlanması, gelişmiş turizm merkezlerinin vazgeçilmez uygulamaları arasındadır.
Yosunların kontrol altında tutulması, duş ve soyunma kabinlerinin düzenli olarak temizlenmesi, tuvaletlerin hijyen standartlarının korunması da aynı derecede önemlidir.
Çünkü turist, yalnızca denizin mavisini değil, hizmetin kalitesini de hatırlar.
Bir kez memnun ayrılan ziyaretçi, ertesi yıl yanında yeni misafirler getirir; memnun olmayan ise sessizce başka kıyıları tercih eder.
Bugün Sinop plajlarında yaşanan yoğunluk bunun en açık göstergesidir. Kavurucu sıcaklardan bunalan insanlar Karadeniz'in serin sularına koşuyor.
Çocukların kahkahaları dalgaların sesine karışıyor; aileler sahilde gölgelik alanlar arıyor; denizde aynı anda yüzlerce insan yüzüyor.
Açıkta salınan tekneler, ufukta süzülen martılar ve gün batımında kızıllığa bürünen deniz, Sinop'un neden yıllardır "mutlu şehir" olarak anıldığını bir kez daha hatırlatıyor.
Ne var ki bu güzellikler kendiliğinden varlığını sürdüremez.
Deniz bize emanet değildir; biz denize emanetiz. Doğayı hoyratça kullandığımız gün, aslında kendi geleceğimizi kirletmiş oluruz.
Bugün kuma bıraktığımız bir plastik şişe, yarın balığın midesinde; ertesi gün ise soframızda karşımıza çıkabilir.
Çevre temizliği artık yalnızca belediyelerin ya da kamu kurumlarının görevi değildir. Bu, toplum olarak ortak vicdanımızın sınandığı bir alandır.
Deniz turizmi, sadece ekonomik gelir sağlayan bir sektör olarak görülmemelidir.
O; kültürdür, medeniyettir, çevre bilincidir ve gelecek nesillere bırakılacak en kıymetli miraslardan biridir.
Temiz sahiller, düzenli işletmeler, makul fiyatlar ve güler yüzlü hizmet bir araya geldiğinde Sinop, yalnızca Karadeniz'in değil, Türkiye'nin örnek turizm şehirlerinden biri olmayı sürdürecektir.
Çünkü deniz sadece su değildir.
Deniz; şehrin aynasıdır.
O aynaya nasıl baktığımız, aslında kendimize nasıl baktığımızın da en açık göstergesidir.
