İnsana zaman zaman şöyle öğütler verilir:
“Kendine dön. Gürültüden uzaklaş. Sessiz bir odaya çekil. Veya içindeki odaya gir; hayatını gözden geçir ve yeniden tanzim et.”
Kulağa derin gibi geliyor. Fakat ben bu sözlerin sanıldığı kadar derin olduğundan emin değilim.
Çünkü benim bildiğim insan zihni böyle çalışmıyor.
Düşünmek için önce düşünülecek bir şey olması gerekir.
Birisiyle kavga edersin; kavga bittikten sonra söylenenleri düşünürsün. Keşke şunu söylemeseydim veya bana bunu neden söyledi dersin.
Aşık olursun; maşukunu düşünürsün.
Kıskanırsın; kıskandığın kişiyi veya olayı düşünürsün.
Nefret edersin; nefretinin sebebi zihninde dolaşır.
Bir karar vermen gerekir; seçenekleri tartarsın.
Başına bir felaket gelir; nedenini ve sonucunu düşünürsün.
Önüne bir soru çıkar; cevabını ararsın.
Yani düşüncenin daima tutunacağı bir dal vardır. Bir insan, bir olay, bir duygu, bir soru, bir korku, bir arzu, bir problem…
Bunların hiçbirisi yokken: Git bir odaya, kapıyı kapat ve düşün demek de neyin nesidir? İyi de neyi düşüneyim?
Düşünce, boşluğa atılmış bir olta değildir. Zihnin önüne hayat tarafından bırakılan şeylerle uğraşmasıdır.
Üstelik zihnimizden geçen her şeyi bilinçli olarak biz çağırmayız. Osho’nun güzel benzetmesiyle düşünceler, gökyüzündeki siyah ve beyaz bulutlara benzer. Gelirler ve giderler…Bir bulutun gökyüzünde sonsuza kadar kalmadığı gibi hiçbir düşünce de zihinde ebediyen kalmaz.
Zihinden geçen her düşünceyi önemli zannetmek, her birini yakalayıp masaya yatırmak ve her düşüncenin arkasından koşmak zorunda mıyız?
İnsanın zihninden güzel düşünceler de geçer, çirkin düşünceler de. Merhamet de geçer, öfke de. Sevgi de geçer, nefret de. Umut da uğrar, karamsarlık da.
Necip Fazıl’ın benzetmesiyle, nurun ve kirin sürekli aktığı o borularda kire dönüp bakmamak gerekir. Nura ise, eyvallah deyip onu almak lazımdır.
Çünkü zihnimizden bir düşüncenin geçmiş olması, onun bize ait olduğu anlamına gelmez. Çünkü zihin; her çeşit düşüncenin ortada dolaştığı serbest pazar gibidir. Oraya en rezil düşünceler de gelir, en ulvi düşünceler de…
Elbette önümüzde çözülmesi gereken bir mesele varsa düşünelim. Bir karar vereceksek enine boyuna tartalım. Bir yanlış yaptıysak muhasebesini yapalım. Hayatımızın yönünü değiştireceksek durup değerlendirelim.
Bunların hepsi düşünmenin gerçek ve gerekli alanlarıdır.
Fakat ortada hiçbir mesele yokken, İçine dön ve derin derin düşün demek, bana düşünceyi fazla kutsallaştırmak ve ona sahip olmadığı bir gizem yüklemek gibi geliyor.
Evet insan bazen düşünmelidir. Ama bazen de düşüncelerini rahat bırakmalıdır.
Liberal ekonomi söylemi gibi bazen; Bırakın gelsinler, bırakın geçsinler demek gerekir.
Siyah bulutun arkasından koşmayalım. Beyaz bulut gelirse ona da eyvallah diyelim.
Çünkü belki de zihnin huzuru, her düşüncenin peşinden gitmekte değil; hangi düşüncenin peşinden gitmeye değeceğini bilmektedir.
Halil Dalman
