Yaz mevsimi, Anadolu'nun en güzel zamanlarından biridir. Denizler çağırır, yaylalar serinlik sunar, köy yolları çocuk ve araba sesleriyle şenlenir.
Böyle bir mevsimde insan biraz olsun mega şehirlerin günlük telaşından uzaklaşmak, tabiatın kucağında nefes almak ister.
Biz de tatil dolayısıyla Sinop'tayız. Karadeniz'in engin mavisine bakarken gönlümüz huzur buluyor; ancak ülkemizin dört bir yanından yükselen yangın haberleri bu huzuru gölgeliyor.
Ne yazık ki yine aynı acıyı yaşıyoruz. Ormanlarımız yanıyor. Sadece ağaçlar değil; kuşların yuvaları, ceylanların yaşam alanları, toprağın bereketi ve geleceğe dair umutlarımız da alevlere teslim oluyor.
Bir ağacı büyütmek yıllar ister, bir ormanı oluşturmak ise nesillerin emeğini...
Fakat bir dikkatsizlik, bir söndürülmemiş sigara izmariti ya da bilinçsizce yakılan bir anız, bütün bu emeği birkaç saat içinde küle çevirebiliyor.
Bu yüzden artık sadece üzülmek yetmez. Sorumluluk alma zamanıdır.
Çöpümüzü doğaya bırakmamak, ateşi tamamen söndürmeden piknik alanından ayrılmamak, sigara izmaritini rastgele atmamak ve anız yakmamak; bunlar birer tercih değil, vatandaşlık görevidir.
Çünkü doğa bize miras değil, çocuklarımızdan ödünç aldığımız en değerli emanettir.
Bu sıcak günlerde toprak susuzluktan çatlıyor. Otlar sararmış, orman altı örtüsü âdetâ barut gibi kurumuş durumda.
Her esen rüzgâr yeni bir endişe taşıyor. Artık her kıvılcım, bir felaketin habercisi olabilir. Bu nedenle hepimiz, her zamankinden daha dikkatli olmak zorundayız.
Sinop'tan Boyabat'a dönerken Derecuma Camii'nde kısa bir mola verdim. Yol kenarındaki çeşmeden berrak, buz gibi su akıyordu.
Yanımdaki damacanayı doldururken suyun şırıltısını dinledim. O ses bana tabiatın cömertliğini hatırlattı.
İnsan, böylesine temiz bir nimetin kıymetini ancak onu kaybetme ihtimalini düşündüğünde daha iyi anlıyor.
Suyu korumak da ormanı korumak kadar kutsal bir sorumluluktur.
Yol boyunca dikkatimi çeken bir başka mesele ise trafikti. Hız sınırlarını önemsemeyen sürücüler, tehlikeli sollamalar ve bitmek bilmeyen acele... Sanki herkes zamana karşı yarışıyor.
Oysa trafik kuralları, ceza yazmak için değil, can kurtarmak için vardır.
Birkaç dakika erken ulaşma isteği, bazen bir ömrün yarım kalmasına sebep olabiliyor.
Sinop ve Boyabat yolunda zaman zaman yaşanan acı kazaların ardında çoğu kez ihmal, dikkatsizlik ve aşırı hız bulunuyor.
Direksiyon başındaki sabır, aslında hayata duyulan saygının en güzel göstergesidir.
Bugün ülkemizin ihtiyacı sadece yağmur değildir. Bize lazım olan; daha güçlü bir vicdan, daha yüksek bir çevre bilinci ve kurallara daha fazla saygıdır.
Çünkü doğayı koruyan da, trafikte hayat kurtaran da, gelecek nesillere yaşanabilir bir Türkiye bırakacak olan da insanın vicdanıdır.
Geliniz, bu yaz sadece tatilin değil, sorumluluğun da mevsimi olsun.
Bir sigara izmaritini söndürmek, bir çöpü çöp kutusuna atmak, hız sınırına uymak belki birkaç saniyemizi alacaktır.
Ama bazen o birkaç saniye; yemyeşil bir ormanı, masmavi bir gökyüzünü, bir ailenin mutluluğunu ve bir insanın hayatını kurtarmaya yeter.
Unutmayalım!
Ormanlar yandığında sadece ağaçlar değil, geleceğimiz de yanar.
Kurallar çiğnendiğinde sadece yasalar değil, hayatlar da kırılır.
Vicdan sustuğunda ise, geriye sadece pişmanlık kalır.
