İnsanlık tarihi, yeryüzünü imar etme iddiasıyla yola çıkan ama çoğunlukla onu tahrip eden bir serüvenin öyküsüdür. Bugün sokaklarımızı dolduran plastik atıklardan, gökyüzünü kaplayan gri dumanlardan veya sınır boylarında patlayan bombalardan bahsettiğimizde, suçu hep somut nesnelere atarız. Oysa yeryüzündeki tüm kirliliğin, ekolojik krizlerin ve toplumsal çatışmaların arkasında gözle görülmeyen bir duygu yatar: kibir. Dünyayı fiziksel ve ruhsal olarak kirleten bu kibre karşılık, onu yeniden yaşanabilir kılacak yegâne reçete ise sevgidir.
Kibir, insanın kendisini evrenin merkezine koyması, gücü eline geçirdiğinde diğer insanlara üstten bakmasıdır. Savaş meydanları, tarih boyunca bu gücün kibrine kapılarak dünyayı kana bulamış liderlerin izleriyle doludur. Karşısındakini yok edilmesi gereken bir düşman, doğayı ise sadece yağmalanacak bir kaynak olarak gören bu üstünlük taslama arzusu, dünyayı asırlardır karanlığa sürüklemektedir. Kibir, değdiği her şeyi kurutan, bencil ve yıkıcı bir kirliliktir.
Öte yandan, bu karanlık tabloyu aydınlatacak ve dünyayı yaşanılır kılacak en güçlü şifa; insana, hayata ve yaratılana duyulan sevgidir. Bu sevgi, güçlüyken bile mütevazı kalabilmeyi, düşmanına dahi insan olduğu için saygı duyabilmeyi gerektirir. Türk tarihi, kibri ayaklar altına alıp sevgi ve saygıyla dünyayı güzelleştiren bu asil duruşun en nadide örnekleriyle doludur.
Sultan Alparslan, Malazgirt'te kendisini ve ordusunu yok etmek amacıyla yola çıkan Bizans İmparatoru Romen Diyojen'i esir aldığında, kibirli bir fatih gibi davranmamıştır. Ona bir esir gibi değil, bir hükümdar gibi saygı göstermiş, yanına oturtup teselli etmiş ve serbest bırakmıştır. Bu duruş, gücün kibrini sevgi ve asaletle yenmenin tarihsel bir vesikasıdır.
Benzer bir medeniyet ahlakını Fatih Sultan Mehmet Han'da görürüz. İstanbul'u fethettiğinde, korku içinde hayatta kalmaya çalışan Bizans halkına kibrin kamçısıyla değil, sevginin ve adaletin şefkatiyle yaklaşmıştır. Onlara can, mal ve inanç özgürlüğü tanıyarak, “Korkmayınız, bugünden itibaren hayatınız ve hürriyetiniz teminatımız altındadır.” diyerek kılıcın kirlettiği bir şehri adaletin ve hoşgörünün sevgisiyle yeniden güzelleştirmiştir.
- yüzyıla geldiğimizde ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk, aynı asil ruhu modern dünyaya ders verir nitelikte sergilemiştir. Batı Anadolu'yu işgal eden ve mağlup olan Yunan ordusunun Başkomutanı General Trikopis esir edildiğinde, Atatürk onu kibirden uzak, büyük bir nezaketle karşılamış, elini sıkarak teselli etmiştir. Yine Çanakkale'de vatanını savunurken şehit düşen Yeni Zelandalı (Anzak) askerlerin annelerine yazdığı o meşhur mektupta, “Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır.” diyerek düşmanlığın kirini, insan sevgisinin ve saygısının okyanusunda temizlemiştir.
Sonuç olarak, dünyayı temizlemeye fabrikaların bacalarından veya denizlerdeki atıklardan önce insanın kendi iç dünyasından başlaması gerekir. İçindeki kibir kirini temizlemeyen bir insanlığın dış dünyayı temiz tutması imkânsızdır. Yeryüzünü kibrin getirdiği felaketlerden kurtarıp yeniden çiçeklendirecek olan; Alparslan'ın asaletinde, Fatih'in adaletinde ve Atatürk'ün vizyonunda filizlenen o evrensel insanî sevgidir.
