Medya aracılığıyla: MEB’in dağıttığı ders kitaplarının bir sonraki yıl yeniden toplanarak başka öğrencilere dağıtılması ve bu yolla tasarruf sağlanmasının hedeflenmesi, şüphesiz iyi niyetli bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir.

Ancak bu ders kitaplarının, sınıflara ve kullanım amaçlarına göre yeterince nitelikli incelenmediği kanaatindeyim.

Öğretmen; dersine girdiği kitabı öğrencisine kaplattırarak öğrencide sorumluluk duygusunun gelişmesini, kitabın bir kamu malı olduğunu ve dolayısıyla milyonlarca insanın bunda hakkı bulunduğunu kavramasını sağlamalıdır.

Öğrencinin kitabına sahip çıkmasını takip etmeli ve bu sorumluluk bilincini daima canlı tutmalıdır.
Unutulmaması gereken bir diğer husus ise sorumluluğun ailede başladığıdır. Aile; her durumda okulla, sınıf öğretmenleriyle ve branş öğretmenleriyle iletişim hâlinde olmalı; yaşanan olumlu gelişmeleri karşılıklı olarak öğrenciye yansıtarak onu motive edebilmelidir.

Her dersin ünitelerine ait konuların işlenmesinde, öğrencilerin kavramları daha iyi kavrayabilmesi için çözümlemelerin, örnek alıştırmaların ve pekiştirme çalışmalarının doğrudan MEB ders kitapları üzerinde yapılması istenmelidir.
Bu çalışmalar düzenli olarak takip edilmeli ve değerlendirmeye ilişkin ortak bir çizelge tutulmalıdır. Böylece öğrencinin işlenen konuları ne ölçüde anlayabildiği somut olarak görülebilir; öğretmen de öğrencisinin hangi konularda başarılı olduğunu, hangi alanlarda ise desteğe ihtiyaç duyduğunu daha kolay tespit edebilir.
Ne var ki okullarımızdaki uygulamalara baktığımızda bu hususa yeterince dikkat edilmediğini, yardımcı ve dış kaynaklara gereğinden fazla yer verildiğini görmekteyiz.

Okullardan rehberlik ve denetim mekanizmalarının sınıflardan çekilmesi, bağımsız değerlendirme ölçütleriyle okullar arası kıyaslamaların yapılmaması, sınıflara ve branşlara bizzat rehberlik edilip ikinci dönemde bu sürecin takibinin yetersiz kalması, eğitim sistemine yönelik eleştirileri de beraberinde getirmektedir.
Okul idareleri ise çoğu zaman öğretmeni sınıf ortamında rehberlik ve denetim yönüyle destekleyecek tecrübe ve birikimden yoksun kalabilmektedir.
Bunun yansımalarını da medya haberlerinde görmek mümkün olmaktadır.

Okul bünyesinde farklı görüşlerin ve grupların bulunması doğal bir durumdur; ancak idareciler, bu durumun getirebileceği olası olumsuzluklar ve çatışmalardan çekinebilmektedir.
Oysa kurum içi dinamikleri ve çatışmaları yönetmek, ciddi bir tecrübe ile yöneticilik birikimi gerektirir.
Bu sürecin sağlıklı yürütülememesi hâlinde ortaya çıkan aksaklıklar, zamanla doğrudan öğrenciye ve velilere yansımaktadır.

Sonuç olarak; üzerinde alıştırma, çözümleme ve değerlendirme yapılması gereken ders kitapları, sistemdeki bu denetim ve rehberlik boşluklarından etkilenmekte ve yıl içerisinde amacına uygun şekilde kullanılamamaktadır.

HÜLASA…

• Okullar, idarecileri ve öğretmenleri kadar güçlüdür.
• Değerler eğitimi, ancak aile ve okul bütünlüğü sağlandığında başarıya ulaşır.