Hayatımızda bazı günler vardır ki, yıllar öncesine açılan kocaman bir kapıya dönüşür.
Bugün, Boyabat İmam Hatip Lisesi mezunları ve mensupları için işte böyle bir gün…
Bir yıl aradan sonra yine aynı heyecanla, aynı özlemle, aynı aidiyet duygusuyla bir araya gelecekler.
Adına “Pilav Günü” denilen bu buluşma, aslında pilavdan çok daha fazlasını anlatıyor.
Çünkü bazı sofralarda yemek değil, hatıra yenir.
Bugün kurulacak sofralarda yalnızca pilavın buharı yükselmeyecek. Yılların içinden süzülüp gelen anılar da yükselecek gökyüzüne…
Bir zamanlar okulun koridorlarında yankılanan ayak sesleri, sınıflarda yükselen kahkahalar, teneffüslerde yapılan küçük yaramazlıklar, sınav öncesi yaşanan telaşlar, öğretmenlerin nasihatleri, arkadaşlıkların sessizce kurduğu o güçlü bağlar yeniden hatırlanacak.
Belki bir isim duyulacak uzaktan.
“Sen misin?”
“Vay be, yıllar ne çabuk geçmiş…”
Sonra bir sarılma…
Ardından yılların bıraktığı çizgilere bakarak gülümseyen iki eski arkadaş…
İşte bazı buluşmaların en güzel tarafı budur.
İnsan, yıllar sonra karşısındaki arkadaşına bakarken aslında biraz da kendi gençliğine bakar.
Boyabat İmam Hatip Lisesi’nin sıralarından geçen yaklaşık üç bin mezun…
Üç bin ayrı hayat.
Üç bin ayrı hikâye.
Üç bin belki farklı şehir, farklı meslek, farklı kader…
Kimi doktor oldu, kimi milletvekili, kimi öğretmen, kimi esnaf, kimi memur, kimi mühendis, kimi akademisyen, kimi kendi işinin peşinden yürüdü.
Kimileri memleketinden uzaklara savruldu; kimileri Boyabat’ın sokaklarından hiç kopmadı.
Hayat herkesi başka başka yönlere götürdü.
Fakat insanın çocukluk ve gençlik yıllarında kurduğu bazı bağlar vardır ki mesafeler onları koparamaz.
Aradan yıllar geçer.
Şehirler değişir.
Meslekler değişir.
Saçlara ak düşer.
Yüzlerde zamanın izleri belirir.
Fakat insanın içinde bir yer vardır; orada hâlâ eski okulun sıraları durur.
Orada hâlâ genç bir öğrenci oturmaktadır.
Elinde kalem…
Önünde defter…
Yanında en yakın arkadaşı…
Ve geleceğin henüz yazılmamış sayfaları…
Belki de Pilav Günü’nün asıl anlamı budur.
İnsan, zaman zaman kendi geçmişine misafir olur.
Bugün okulun bahçesinde ya da buluşmanın yapılacağı yerde kalabalık arttıkça, yılların birbirine eklediği hikâyeler de çoğalacak.
Bir köşede iki arkadaş eski bir olayı hatırlayıp kahkahalarla gülecek.
Bir başka yerde yıllardır görüşmeyen sınıf arkadaşları birbirlerinin hayatını soracak.
“Sen nerelerdeydin?”
“Çocuklar nasıl?”
“Ne yaptın bunca yıl?”
Sorular birbirini kovalayacak.
Fakat bazı sorular hiç sorulmayacak.
Çünkü bazı dostluklarda kelimelere ihtiyaç yoktur.
Bir bakış yeter.
Bir tebessüm yeter.
Bir omuza dokunmak yeter.
İnsan, yıllar sonra karşısında oturan arkadaşında kendinden bir parça bulur.
Çünkü gençlik yıllarında kurulan dostluklar, hayatın en hesapsız dostluklarıdır.
Henüz makamların, mevkilerin, paranın, unvanların ne olduğunu bilmeden kurulmuştur o dostluklar.
Bir simidi bölüşürken kurulmuştur.
Aynı sırayı paylaşırken…
Aynı sınavın heyecanını yaşarken…
Aynı öğretmenin karşısında beklerken…
Belki bir harçlığı yetmeyen arkadaşına ikram edilen çayda…
Belki okul çıkışında birlikte yürünürken anlatılan bir hayalde…
İşte bu yüzden bazı arkadaşlıkların yaşı yoktur.
Aradan kırk yıl geçse de insan, arkadaşının yanında yeniden on yedi yaşına dönebilir.
“Pilav Günü” deniyor.
Ne güzel bir isim…
Pilav, Anadolu’nun sofrasında yalnızca bir yemek değildir.
Pilav, kalabalık sofraların bereketidir.
Paylaşmanın, beraberliğin, aynı kaptan nasiplenmenin sembolüdür.
Bu yüzden bugün kaynayan pilav tenceresi, belki de yıllardır birbirinden uzak düşmüş insanların gönüllerini aynı ateşin etrafında yeniden ısıtacak.
Tencereden yükselen buhar, sanki geçmişin sislerini dağıtacak.
O sislerin arasından eski okul çıkacak karşımıza…
Duvarlarıyla, çam ağaçlarıyla, sınıflarıyla, sıralarıyla, öğretmenleriyle, öğrencileriyle…
Dünün gençleri, bugünün büyükleri olarak yeniden o kapıdan içeri girecek.
Belki bazıları okulun duvarlarına uzun uzun bakacak.
Çünkü insan yaş aldıkça binaların anlamı değişiyor.
Bir duvar, yalnızca duvar olmaktan çıkıyor.
Bir pencere, yalnızca pencere olmaktan çıkıyor.
Bir merdiven, yıllar önce çıkılmış bir merdiven olarak hafızaya kazınıyor.
Ve tabii ki bir okul…
Sadece eğitim alınan bir bina değil;
insanın kendini bulmaya başladığı ilk büyük hayaller ülkesine dönüşüyor.
Bugün kimileri ilk kez yıllar sonra gelecek.
Kimileri her yıl olduğu gibi yine aynı yerde olacak.
Kimileri eski arkadaşını arayacak gözleriyle.
Kimileri bir öğretmenin adını anacak.
Kimileri aramızdan ayrılan arkadaşlarını ve öğretmenlerini hatırlayacak.
İşte o anlarda sohbetlerin arasına kısa bir sessizlik de düşecek.
Çünkü her geçen yıl, aramızdan eksilenler biraz daha artıyor.
Hayat böyle…
Bir zamanlar aynı sırada oturduğumuz insanların bazıları artık aramızda değil.
Onların isimleri ise hâlâ hafızamızda.
Bir fotoğrafta…
Bir okul albümünde…
Eski bir defterin kenarında…
Ya da hiç kimsenin göremediği kalbimizin bir köşesinde…
Belki bugün kurulacak sofrada onların da adı geçecek.
“Hatırlıyor musun?”
Evet…
İnsan bazen bir insanı hatırlamakla onu yeniden yaşatır.
Boyabat İmam Hatip Lisesi’nin mezunları bugün yalnızca geçmişi anmak için buluşmuyor.
Bir geleneği geleceğe taşımak için de buluşuyor.
Çünkü gelenekler, geçmişin bugüne bıraktığı emanettir.
Bir yıl önce buluşanlar, bugün yeniden aynı sofraya oturuyor.
Bugün buluşanlar, yarın başka bir nesle bu geleneği bırakacak.
Belki yıllar sonra bugünün gençleri de aynı yerde, aynı heyecanla birbirlerine sarılacak ve “Biz de burada okumuştuk” diyecek.
İşte asıl mesele burada…
Bir okulun gerçek tarihi yalnızca kuruluşunda, mezuniyet yıllarında veya başarı tablolarında yazmaz.
Bir okulun gerçek tarihi, mezunlarının birbirine bıraktığı hatıralarda yaşar.
Bir öğrencinin öğretmeninden aldığı güzel bir sözde…
Bir arkadaşının zor gününde uzattığı elde…
Bir sınıfta başlayan ve ömür boyu devam eden dostlukta…
Bir mezunun yıllar sonra okuluna duyduğu özlemde…
Bugün pilavlar dağıtılacak.
Tabaklar dolacak.
Çaylar içilecek.
Fotoğraflar çekilecek.
Gülüşler yükselecek.
“Bir daha ne zaman buluşacağız?” denilecek.
Sonra akşam olacak.
Herkes yine kendi şehrine, kendi hayatına, kendi telaşına dönecek.
Ama insanın gönlünde güzel bir günün sıcaklığı kalacak.
Belki eve dönerken eski bir arkadaşın yüzü gelecek akla.
Belki yıllardır açılmamış bir telefon rehberinde bir isim aranacak.
Belki eski bir fotoğraf çıkarılacak çekmeceden.
İnsan, farkında olmadan gülümseyecek.
Çünkü bazı günler bitmez.
Hatıralara dönüşür.
Bugün Boyabat İmam Hatip Lisesi mezunları ve mensupları bir kez daha aynı duygunun etrafında toplanıyor:
Aidiyet…
Aynı okulun çatısı altında geçmiş yılların kardeşliği…
Aynı sıraların hatırası…
Aynı öğretmenlerin sesi…
Aynı gençliğin heyecanı…
Aynı memleketin sıcaklığı…
Belki hayat onları farklı yollara savurdu.
Fakat yollar ne kadar uzarsa uzasın, insanın içinde bazı yollar hep memlekete çıkar.
Bazı kapılar hep açık kalır.
Bazı dostluklar zamanın önünde yürür.
Bazı sofralar, insanları yalnızca doyurmaz;
birbirine yeniden bağlar.
Bugün o sofralardan biri kurulacak.
Pilav tenceresi kaynayacak.
Çaylar demlenecek.
Sohbetler koyulaşacak.
Kahkahalar okulun duvarlarında yeniden yankılanacak.
Yıllar önce o koridorlarda yürüyen gençlerin ayak sesleri, sanki bir anlığına yeniden duyulacak.
Bugün belki de herkes biraz geçmişine dokunacak.
Biraz gençliğine…
Biraz arkadaşlığına…
Biraz öğretmenlerine…
Biraz Boyabat’a…
En çok da kendisine…
Çünkü insan bazen geçmişini hatırlamak için bir fotoğrafa değil, bir dosta;
bir dosta değil, bir sofraya ihtiyaç duyar.
Bazı sofralarda pilavdan önce hatıralar pişer.
Bugün o sofranın bereketi bol olsun.
Dostluklar daim, sohbetler uzun, hatıralar taze olsun.
Bir yıl sonra yeniden buluşmak dileğiyle…
Yıllar geçse de hiç eksilmeyecek o güzel duyguyla;
İyi ki aynı okulun sıralarında oturmuşuz.
İyi ki yollarımız bir zamanlar Boyabat İmam Hatip Lisesi’nde kesişmiş.
İyi ki hâlâ aynı sofrada buluşabiliyoruz.
Tüm arkadaşlara selam olsun...
