İstanbul sabaha karşı sağanak yağmurun etkisi altında kaldı. Gök gürültüsü, şimşek ve kuvvetli rüzgârla birlikte gelen yağış, şehrin birçok noktasında hayatı zorlaştırdı. Ana arterlerde görüş mesafesi düştü, yollar kısa sürede kayganlaştı.

Ne yazık ki yine bildik görüntüler ortaya çıktı:

Zincirleme trafik kazaları...

Gazete haberlerinden öğrendiğimize göre; Esenyurt'ta, Avcılar Haramidere TEM Otoyolu O-3 bağlantı yolunda 11 aracın karıştığı zincirleme trafik kazasında 6 kişi yaralandı. Üsküdar Uzunçayır mevkisinde ise 3 aracın karıştığı kazada 4 kişi yaralandı.

Bazı araçların kullanılamaz hâle gelmesi ise kazaların boyutunu gözler önüne serdi.

Öncelikle yaralanan vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, bir daha böylesi kazaların yaşanmamasını temenni ediyoruz.

Lâkin burada hepimizin üzerinde düşünmesi gereken çok önemli bir konu var.

İstanbul'un da Anadolu şehirlerinin de yağmura ihtiyacı var. Kurak geçen yaz günlerini, barajlardaki su seviyelerini ve susuzluk endişesini hatırladığımızda, gökten düşen her damlanın ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyoruz.

Yağmur berekettir. Fakat yağmurun bereket olması, direksiyon başındaki sorumluluğumuzu ortadan kaldırmıyor.

Tam tersine, yağmur başladığı anda sürücünün dikkat seviyesi normalden çok daha yüksek olmalı.

Çünkü kuru zeminde yapılan bir frenle ıslak zeminde yapılan fren aynı değildir.

Lastiklerin yolla tutunması azalır, fren mesafesi uzar, ani manevralarda aracın kontrolü zorlaşır.

Bir de buna aşırı hız, takip mesafesinin ihlâli, cep telefonu kullanımı ve dikkatsizlik eklenirse sonuç kaçınılmaz olabiliyor.

Zincirleme kazaların en önemli nedenlerinden biri takip mesafesidir.

Özellikle sağanak yağış sırasında önümüzdeki araçla aramızdaki mesafeyi artırmak zorundayız.

Çünkü önümüzdeki araç bir anda fren yaptığında bizim durabilmemiz için kuru zemindekinden daha fazla mesafeye ihtiyacımız var.

"Öndeki araç durdu, ben de dururum" mantığı yağmurlu havalarda her zaman geçerli değildir.

Öndeki araç durabilir. Siz de frene basabilirsiniz. Ama araç o mesafede durmayabilir.

İşte zincirleme kazalar çoğu zaman böyle başlıyor.

Bir aracın diğerine çarpması, arkasındaki aracın ona vurması ve saniyeler içerisinde onlarca aracın kazaya karışması...

Birkaç saniyelik bir dikkatsizlik, onlarca insanın hayatını değiştirebiliyor.

Yolun hız limitinin altında veya üstünde olmak tek başına güvenli sürüş ölçüsü değildir.

Asıl mesele, mevcut yol ve hava şartlarına uygun hızda seyretmektir.

Sağanak yağmur varsa hız düşürülmeli. Görüş mesafesi azalmışsa hız daha da azaltılmalı. Yol üzerinde su birikintileri oluşmuşsa daha dikkatli olunmalı. En önemlisi, "Ben bu yolu biliyorum" düşüncesine kapılmamalı. Çünkü bildiğimiz yol, yağmur başladığında aynı yol değildir.

Zemin değişmiştir. Görüş değişmiştir. Fren mesafesi değişmiştir. Dolayısıyla sürüş tarzımız da değişmelidir.

Seyahat hâlinde hızımızı yağmura göre ayarlayı unutmamalıyız.

Sağanak yağışlarda sürücülerin en fazla dikkat etmesi gereken konulardan biri de su birikintileridir.

Yüksek hızla girilen bir su birikintisi, aracın lastiklerinin yol ile temasını azaltabilir. Direksiyon hâkimiyeti bir anda kaybedilebilir. Sürücü ne olduğunu anlamadan araç savrulabilir.

Bu nedenle su birikintilerinin bulunduğu yerlerde hız mutlaka azaltılmalı, direksiyon hareketleri kontrollü yapılmalı ve ani fren ile ani manevralardan kaçınılmalıdır.

Şunu artık hepimizin kabullenmesi gerekiyor:

Direksiyon başında telefonla uğraşmak, yağmurlu havada çok daha büyük bir tehlikedir.

Bir mesaj...
Bir bildirim...
Bir telefon görüşmesi...
"Bir saniye bakıp çıkacağım" düşüncesi...

O bir saniye, önünüzdeki aracın fren yaptığı bir ana denk gelirse telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir.

Telefon bekleyebilir.
Mesaj bekleyebilir.
Sosyal medya bekleyebilir.
Ama trafik beklemiyor.

Bu yüzden telefon görüşmelerini, görsel paylaşımları sonraya bırakmalıyız; gözlerimiz ise yola bakmalı!

Sağanak yağmurda çoğu kere görüş mesafesi ciddi biçimde düşebiliyor.

Bu nedenle aracın görünürlüğünü artırmak da büyük önem taşır.

Sürücüler yağış sırasında araçlarının aydınlatma sistemlerini doğru kullanmalı, görüş şartlarını dikkate almalı ve diğer sürücülerin kendilerini fark edebilmesini sağlamalıdır.

Burada amaç sadece yolu görmek değildir. Görülmektir de.

"Bana bir şey olmaz" demeyelim. Trafikte en tehlikeli cümlelerden biri belki de budur.

Evet, bir şey olabilir. Çünkü kaza çoğu zaman sadece sizin yaptığınız bir hatanın sonucu değildir. Yanınızdaki, önünüzdeki veya arkanızdaki sürücünün hatası da sizi kazanın içine çekebilir.

Bu nedenle savunmacı sürüş anlayışını benimsemeliyiz.

Önümüzdeki aracı olduğu kadar arkamızdaki aracı da düşünmeliyiz.

Ani frenlerden kaçınmalı, sinyal vermeden şerit değiştirmemeli, kör noktalara dikkat etmeli ve diğer sürücülerin hata yapabileceğini hesaba katmalıyız.

Yağmur yağdığında trafik kültürümüz de değişmeli...

Aslında mesele sadece birkaç trafik kuralını hatırlamaktan ibaret değil.

Bu bir trafik kültürü meselesidir.

Yağmur başladığında daha sabırlı olacağız.
Daha yavaş gideceğiz.
Takip mesafemizi artıracağız.
Ani hareketlerden kaçınacağız.
Yayalara ve diğer araçlara daha fazla dikkat edeceğiz.

Gerekirse birkaç dakika geç kalacağız ama sağ salim gideceğimiz yere ulaşacağız.

Çünkü işe, okula, hastaneye veya evimize yetişmek için acele ederken hayatımızdan olmamızın hiçbir anlamı yok.

İstanbul'un trafiği zaten zor. Birkaç dakika kazanmak için bir ömür kaybetmeyelim.

Biliyorsunuz, her yağmur başladığında trafikte zorluk katlanıyor. Trafik yavaşlıyor, yollar kalabalıklaşıyor, görüş azalıyor.

Böyle bir ortamda yapılması gereken şey daha hızlı gitmek değil, daha dikkatli gitmektir.

Unutmayalım! Trafikte önemli olan en önce gitmek değil, sağ salim varmaktır.

Yağmur bizi sevindiriyor. Toprağa can veriyor, barajlara nefes oluyor, doğayı tazeliyor.

Bırakalım yağmur bereketiyle gelsin. Onu trafik kazaları, yaralanmalar ve acılarla anmayalım.

Her yağmur damlası bize aynı zamanda bir sorumluluğu hatırlatsın.

Direksiyon başındaysak sadece kendi hayatımızdan değil, yoldaki herkesin hayatından da sorumlu olduğumuzu.

Bugün birkaç dakika geç kalmak hiçbir şey değildir. Ama dikkatsizlik nedeniyle bir insanın hayatının değişmesi, hiçbir zaman telafi edilemeyecek bir kayıptır.

O halde yağmur yağdığında ayağımızı gazdan biraz çekelim. Mesafemizi açalım. Gözümüzü yoldan ayırmayalım.

Mutlaka sabırlı olalım. Çünkü yağmur berekettir. Dikkatsizlik ise felâket.