Geçtiğimiz günlerde Mevlid-i Nebî vesilesiyle kaleme aldığımız yazılara kıymetli okuyucularımızdan güzel geri dönüşler aldık.
Kimi okuyucularımız yazıyı beğendiğini ifade ederken kimi de kendi düşüncelerini paylaşarak konuya farklı bir pencereden bakmamıza vesile oldu.
Bunlardan biri, özellikle çocuklarımızın yetişmesinde Mevlid-i Nebî’nin nasıl bir anlam taşıyabileceğine dikkat çekiyordu.
Bu değerli katkı, üzerinde biraz daha düşünmemiz gereken önemli bir noktayı ortaya koyuyor:
Biz çocuklarımıza Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa'yı (S.A.V.) nasıl anlatıyoruz?
Onu sadece doğumunu andığımız mübarek bir gecenin veya düzenlediğimiz bir programın konusu olarak mı tanıtıyoruz; yoksa onun ahlâkını, merhametini, adaletini ve insanlara yaklaşımını hayatımızın bir parçası hâline getirmeye çalışıyor muyuz?
Asıl mesele belki de burada başlıyor.
Çocuklarımıza “Peygamberimizi sevin.” demek elbette güzeldir. Fakat çocuk, sevgiyi sözden çok davranışta görür. Evde anne babasının birbirine nasıl davrandığını, küçük kardeşine nasıl yaklaştığını, komşusuyla nasıl konuştuğunu, güçsüz karşısında nasıl davrandığını görerek öğrenir.
Bu nedenle Peygamber Efendimizin çocuk eğitimindeki en güçlü yönlerinden biri, anlattıklarından önce yaşayarak örnek olmasıdır.
Çocuğa merhameti anlatırken ona merhamet göstermek gerekir.
Doğruluğu öğretirken çocuğun yanında doğru sözlü olmak gerekir.
Adaleti anlatırken kardeşler arasında adil davranmak gerekir.
Yardımlaşmayı anlatırken ihtiyaç sahibinin yanında olmak gerekir.
Hoşgörüyü anlatırken hata yapan çocuğu aşağılamak yerine ona doğruyu göstermek gerekir.
Çünkü çocuk, kendisine söylenenden çok kendisine gösterileni hatırlar.
Demek istediğim şu: Peygamber sevgisi davranışa dönüşmeli.
Mevlid-i Nebî programlarında Peygamberimizin hayatını anlatıyoruz. Onun doğumunu, çocukluğunu, gençliğini, peygamberliğini ve güzel ahlâkını konuşuyoruz.
Bütün bunlar elbette çok kıymetli.
Fakat program sona erdiğinde elimizde ne kalıyor?
Bir güzel konuşma mı?
Bir ilahi mi?
Bir kandil tebriği mi?
Yoksa ertesi gün hayatımıza taşıdığımız güzel bir davranış mı?
İşte Mevlid-i Nebi’nin asıl anlamı belki de burada aranmalıdır.
Peygamberimizin merhametinden söz ettiysek, ertesi gün çevremizdeki insanlara biraz daha merhametli olabiliyor muyuz?
Onun doğruluğundan bahsettiysek, küçük menfaatler uğruna doğruluktan vazgeçiyor muyuz?
Onun adaletini anlatıyorsak, bize yakın olanla uzak olan arasında adalet terazisini değiştiriyor muyuz?
Onun yetimlere, yoksullara ve kimsesizlere gösterdiği hassasiyeti anlatıyorsak, toplumumuzdaki ihtiyaç sahiplerini fark edebiliyor muyuz?
Eğer bunları yapabiliyorsak, Mevlid bizim için yalnızca bir anma programı olmaktan çıkmış demektir.
Mesela şu kaygıyı ne kadar taşıyoruz: Çocuklarımıza nasıl bir miras bırakacağız?
Çocuklarımızı geleceğe hazırlarken onlara yalnızca bilgi vermek yeterli değil.
Bilginin yanında karaktere, ahlâka ve güzel örneklere de ihtiyaç var.
Bugünün çocukları yarının anne babaları, öğretmenleri, yöneticileri, esnafları, memurları ve toplumun diğer fertleri olacaklar.
Onlara bugün hangi değerleri verirsek, yarının toplumunda büyük ölçüde onu göreceğiz.
Bu nedenle Peygamber Efendimizin hayatını çocuklarımıza anlatmak, sadece dinî bir bilgi aktarmak değildir. Aynı zamanda onlara bir ahlâk ve şahsiyet eğitimi sunmaktır.
“Doğru ol.”
“Merhametli ol.”
“Kimseyi küçümseme.”
“Yetimi gözet.”
“Komşunu unutma.”
“Emanete sahip çık.”
“Adaletten ayrılma.”
“Affetmeyi bil.”
Bunlar sadece geçmişte yaşamış bir Peygamberin hayatından çıkarılmış güzel sözler değildir. Bugünün dünyasında da insanlığın en fazla ihtiyaç duyduğu değerlerdir.
Belki de çocuklarımızın en büyük ihtiyacı, daha fazla nasihat değil; bu değerleri hayatında yaşayan yetişkinler görmektir.
Bu eğitim için aile, okul ve toplum birlikte hareket etmelidir.
Mevlid-i Nebî’nin çocuklarımız üzerindeki etkisini artırmak istiyorsak bunu sadece okulun veya din görevlilerinin görevi olarak görmemeliyiz.
Aile bunun ilk adresidir.
Çocuk, Peygamber sevgisini önce ailesinin davranışlarında görmelidir.
Okul bunu bilgi ve eğitimle desteklemelidir.
Camiler ve toplum ise bu değerlerin yaşanabileceği ortak alanlar oluşturmalıdır.
Bir çocuğun Peygamberimizi öğrenmesi kadar, onun adına yakışır bir toplumda yaşaması da önemlidir.
Çocuğa paylaşmayı anlatırken paylaşan bir mahalle...
Merhameti anlatırken merhametli bir aile...
Adaleti anlatırken adaletli bir çevre...
Güzel ahlâkı anlatırken güzel ahlâkı önceleyen bir toplum...
İşte o zaman verilen eğitim söz olmaktan çıkar, hayata dönüşür.
Mevlid’in en güzel hediyesi nedir, bilir misiniz?
Belki bu yıl Mevlid-i Nebî vesilesiyle kendimize küçük bir söz verebiliriz.
Birbirimize daha merhametli davranalım.
Çocuklarımızı daha fazla dinleyelim.
Kırmadan, incitmeden konuşmayı öğrenelim.
İhtiyaç sahibinin elinden tutalım.
Komşumuzu hatırlayalım.
Bir yetimin başını okşayalım.
Bir gönül alalım.
Bir kırgınlığı sona erdirelim.
Bir haksızlığın karşısında duralım.
Çünkü Peygamber Efendimizi anmanın en güzel yollarından biri, onun güzel ahlâkını kendi hayatımızda görünür hâle getirmektir.
Mevlid-i Nebî, geçmişte yaşanmış kutlu bir doğumu hatırlamanın ötesinde, bugün kendimize ve çocuklarımıza nasıl bir insan olacağımızı yeniden sorma fırsatıdır.
Çocuklarımızın dilinde Peygamber sevgisi, kalbinde merhamet, davranışında doğruluk, hayatında adalet görmek istiyorsak, önce biz başlamalıyız.
Çünkü çocuklara bırakacağımız en değerli miras, yalnızca anlattığımız güzel sözler değil; onlara yaşatarak öğrettiğimiz güzel ahlâktır.
Belki de Mevlid-i Nebî’nin bize fısıldadığı en önemli mesaj şudur:
Peygamberimizi sadece anmayalım; onun güzel ahlâkını hayatımıza taşıyalım.
Çünkü güzel ahlâk yaşadıkça, Peygamber sevgisi de sözden davranışa dönüşür.
