Her Müslüman'ın uyması gereken ilahî ölçüler vardır. İmanın şartları da İslam'ın şartları da Allah ve Resûlü tarafından açıkça bildirilmiştir.

Müslümanlık; yalnızca nüfus cüzdanındaki bir kimlik veya dille söylenen bir söz değil, hayatın her alanında Allah'ın emirlerine teslim olmaktır.

Bugün ne yazık ki bazı kimseler, yaşam tarzını İslam'ın ölçülerine göre değil, başka toplumların anlayışına göre şekillendirmektedir. Giyiminden kuşamına, yeme içmesinden hayat anlayışına kadar gayrimüslimleri örnek almayı çağdaşlık olarak gören; Allah'ın emir ve yasaklarını ikinci plana atan, dinî hassasiyetleri küçümseyen bir anlayış yaygınlaşmaktadır.

Hatta Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetine uymaya çalışan, dinini yaşamaya gayret eden Müslümanlara "gerici", "yobaz" gibi yakıştırmalar yapılabilmektedir.

Oysa Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan da sakının." (Haşr, 59/7)

Bir başka ayette ise:

"De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın." (Âl-i İmrân, 3/31)

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de şöyle buyurmuştur:

"Kim bir kavme benzemeye çalışırsa o da onlardandır." (Ebû Dâvûd, Libâs, 4)

Bu hadis, Müslümanın kendi dinî kimliğini ve şahsiyetini koruması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bunun anlamı, insanlara haksızlık etmek veya farklı inanç sahiplerine kötü davranmak değildir. İslam; adaleti, güzel ahlakı ve herkesin hakkını gözetmeyi emreder. Ancak aynı zamanda Müslümanın, inanç ve ibadet hayatında kendi dininin ölçülerini esas almasını ister.

Düşünülmesi gereken soru şudur:

Allah'ın emirlerini önemsemeyen, Resûlullah'ın sünnetini küçümseyen, dinini yaşamaya çalışan müminleri alaya alan ve buna rağmen "Ben de Müslümanım ama..." diyen kişi, İslam'ın hangi ölçüsünü esas almaktadır?

Elbette insanların kalplerini ve gerçek niyetlerini yalnızca Allah bilir. Hiç kimsenin imanına kesin hüküm vermek kullara düşmez. Ancak her Müslüman, kendi nefsini Kur'an ve sünnet terazisinde tartmakla yükümlüdür.

Kur'an-ı Kerim'de Rabbimiz şöyle buyurur:

"Hayır! Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapmadıkça ve verdiğin hükme tam bir teslimiyet göstermedikçe iman etmiş olmazlar." (Nisâ, 4/65)

Gerçek Müslümanlık; Allah'ın hükümlerini hayatın merkezine koymak, Resûlullah'ın sünnetini rehber edinmek ve imanı salih amellerle süslemektir. Müminin ölçüsü insanların alkışı değil, Allah'ın rızasıdır.

Dünya gelip geçicidir. Asıl kurtuluş ise Rabbimizin huzuruna imanla, ihlasla ve O'nun emrine teslim olmuş bir kalple çıkabilmektir.

Son söz olarak bir dua edelim:

Allah'ım, beni, ailemi, soyumdan gelenleri ve gelecek nesillerimizi salih ve saliha kullarının arasına dâhil eyle.

Âmin. Vesselâm.