Geçmişte yaşananlar geleceğe ışık tutar, tabii ki ibret alanlara. İbret almak için ise iyice araştırmalı, incelemeli, irdelemeli, öğrenmeli ve içselleştirmelidir. Daha sonra ise adım adım uygulamak gerekir. Nitekim başarı sabırla yol alanların olacaktır.
Cahiliye döneminde geleneksel hale gelmiş bir uygulama vardı. Yeni doğan çocuklar, kırsal alanda yaşayan kabilelerden gelen sütannelere, ücreti karşılığında büyütmek, yetiştirmek üzere verilirdi. Dönemin ana-babaları, şehre göre daha iyi bir havası olan yerlere gönderdikleri çocuklarının doğal gıdalarla beslenmesi, ana dilini bozulmamış haliyle öğrenmesi, öz kültürünü sahra şartları içinde yaşayarak kazanmasını sağlamayı amaçlıyorlardı. Meseleyi “sütanneye vermek” şeklinde basite indirgersek eğer, bu süreçte yaşanan birçok farklı durumu ve konuyu göz ardı etmiş oluruz.
Nitekim Resûlullah(sav), bu uygulama ile yaklaşık 4 yıl annesinden ve doğduğu kentten ayrı yaşamıştır. Bu zaman zarfında cahiliyenin hüküm sürdüğü Mekke'de herkesin gözü önünde işlenen birçok kötülükten de uzak olmuştur. Tabiatın getirdiği zorluklara göğüs germeyi, aile bireyleriyle dayanışma içinde olmayı, varlığın kıymetini, yokluğun nasıl bir şey olduğunu erken yaşlarda öğrenirken sütkardeşi Şeyma’nın koruyucu kanatları altında olmuştur. Bu hayat biçimi, geleceğe dönük sağlam bir alt yapı oluştururken, o çağın şartlarında bir çocuk zihni için kötü temel oluşturacak çirkinliklerden de uzak olmasını sağlamıştır.
Bugünün ebeveynleri geçmişteki hemcinslerine nazaran çocuklarını çok daha fazla düşünüyorlar(?). Onların bakımı, beslenmesi, eğitimi ve en çok da konforu için bütün servetlerini harcamaya hazırlar. Ancak onlara zaman ayırmaya, fiziksel etkinliklerde bulunmaya pek istekli değiller. Dijital çağın sunduğu teknik imkânları kullanmayı tercih ediyorlar. Çocuklar beşikte, mama sandalyesinde, yürüteçte hatta annelerinin kucağında dahi ekranlara teslim ediliyor. Bu parlak ışıklı cihazlarda her şey çok hızlı hareket ediyor, hayvanlar ve eşyalar konuşuyor, kahramanlar her istediğini kolayca yapabiliyor. Gerçek hayat ise çok yavaş, üstelik nesne ve hayvanlar konuşmuyor, bitkilerin alı, yeşili, moru ekrandakine göre mat kalıyor. Çocuğa göre dışarıda bir şeyler yapmak çok zor ve hiç eğlenceli de değil. O, ekranlarda gördüğü dijital dünyanın sanal olduğunu bilmiyor. Çünkü bildiği her şeyi ondan öğrendi; Bitkileri, hayvanları, nesneleri, renkleri, söylediği şarkıları, tarihi ve hatta geleceği. Kendisine gereken-gerekmeyen birçok malumatla kafası dolduruldu. Peki, bu süreci kim yönetti, öğrendiği bilgiler kimin doğruları, kimin hedefleriyle uyumlu?
Artık iyice düşünüp bir karar vermeliyiz, bebeklerimizi kim, nasıl büyütecek? Biz nasıl ebeveynler olacağız? Bebeklerini anne sütüyle besleyen, aile bireyleriyle etkileşim içinde kendi dinini, kültürünü ve değer yargılarını öğreterek büyüten ebeveynler mi olacağız, yoksa “Evladını Ekranlara Emzirten Ebeveynler” mi?
Eğer, tercihiniz birincisi ise bizi takip etmeye devam edin.
