İnsan, hayatı boyunca değişir. Bazen kendi isteğiyle, bazen zamanın ve şartların zorlamasıyla… Fakat öyle dönemler vardır ki insan, değişmekten başka bir yolunun kalmadığını anlar.

Kim tarafından söylendiği bilinmeyen, ancak hayatın içinden süzülüp gelen anlamlı bir söz vardır:

“İnsan değişmeye başlamışsa, ya hayattan iyi bir ders almıştır ya da çok acı çekmiştir.”

Belki de insanın değişimini anlatan en yalın cümlelerden biridir bu.

Çünkü insan, çoğu zaman rahatken değil; sarsıldığında, kaybettiğinde, yanıldığında, hayal kırıklığına uğradığında ve hayatın gerçek yüzüyle karşılaştığında kendisine dönüp bakar.

Bugün içinde yaşadığımız dünya da bize sürekli değişmeyi öğretiyor. Değerlerin, ilişkilerin, alışkanlıkların, çalışma biçimlerinin ve hatta insanın kendisini tanımlama biçiminin hızla değiştiği bir çağdayız.

Ancak değişen yalnızca dünya değil.

İnsan da değişiyor.

Ve belki de asıl mesele, değişimin kendisinden çok, değişirken neyi kaybettiğimiz ve neyi korumamız gerektiğini bilebilmek.

Hayat, insana her zaman istediğini vermez. Fakat çoğu zaman ihtiyacı olan bir dersi verir.

Kimi zaman bir dostun sessizce hayatımızdan çıkması öğretir bize bazı gerçekleri.

Kimi zaman yıllarca güvendiğimiz bir insanın yaptığı bir davranış…

Kimi zaman başarısızlık, kimi zaman ekonomik sıkıntılar, kimi zaman bir kayıp…

Bütün bunlar insanın önüne aynı soruyu koyar:

“Bundan sonra nasıl yaşayacağım?”

İşte değişim çoğu zaman bu soruyla başlar.

İnsan, yaşadıklarından ders çıkardığında aynı insan olarak kalamaz.

Eskisi kadar kolay güvenmez belki ama daha iyi tanır insanları.

Eskisi kadar çok konuşmaz ama ne zaman konuşması gerektiğini öğrenir.

Her tartışmaya girmek yerine susmayı, her söylenene cevap vermek yerine bazı şeyleri zamana bırakmayı öğrenir.

Çünkü yaş aldıkça değil, yaşadıkça olgunlaşır insan.