Yeni yıla girerken insanoğlu her zaman bir muhasebe ve hesaplaşma içindedir.

Kimimiz bu geçişi merdivenin ilk basamağı olarak görür, kimimiz ise 365 günlük uzun bir yolculuğun henüz şafak vaktinde olduğunu düşünür.

Aslında her iki bakış açısı da doğrudur; çünkü zaman algımız, yaşadığımız deneyimlerin ve beklentilerimizin süzgecinden geçerek şekillenir.

Yeni yılda yükseliş mi hedefliyoruz, yoksa bir maraton mu koşacağız?

Bu sorunun cevabı belki de içimizde taşıdığımız umutların ağırlığına bağlıdır. İşte bu felsefi tartışmaların üzerine doğa kendi yorumunu katmış durumda.

Türkiye, yeni yıla âdeta beyaz bir örtü altında merhaba dedi. Ege’nin zeytin dallarından Karadeniz’in çay bahçelerine, Akdeniz’in portakal ağaçlarından Doğu Anadolu’nun çıplak dağlarına kadar her yerde aynı manzara: Kar.

Üstelik sıradan bir kar değil bu; önceki yılların alışıldık kışlarını hafızalarımızdan silen, meteoroloji bültenleriyle sabahlarımıza damgasını vuran, sokaklarda insanların dilinden düşmeyen bir soğuk ve beyazlık hâli.

İstanbul’da Boğaz’a bakan evlerin camları buğulanmış, Anadolu’nun ortasında köy kahvelerinin sobası hiç sönmüyor. Ankara’nın caddeleri sessizleşmiş, Erzurum’un eksi dereceleri ise kimseyi şaşırtmıyor.

Ama İzmir’de kar görmek, Antalya’da titreyerek yürümek, Mersin’de kalın mont giymek... İşte bunlar bize iklimin nasıl değiştiğini fısıldayan küçük işaretler.

Kar, çocukluğumuzun masumiyetini hatırlatır. O beyaz örtünün altında dünya yeniden doğar; her şey temiz, saf ve olanaklarla doludur.

Belki de doğa, bu yeni yıla girerken bize bir mesaj veriyor: Her şeyi yeniden başlatma, temiz bir sayfa açma, geçmişin izlerini örtme zamanı.

Kar, hem bir son hem de bir başlangıçtır. Toprağı koruyan bir battaniye olduğu kadar, baharın hazırlığını yapan bir vesiledir.

Tecrübelerimiz bize şunu da hatırlatır: Bu soğuk havalar, toplumun farklı kesimlerinde farklı yankılar bulur.

Evinde ısınma sorunu yaşayan aileler için bu kar, romantik bir manzaradan çok somut bir endişedir.

Yolları kapanan köyler, elektrik kesintileriyle karşılaşan mahalleler, kömür parası bulma derdine düşen emekliler... Onlar için bu kış, hayatta kalma mücadelesinin bir parçasıdır.

Sosyal devlet mekanizmalarının ne kadar işlediği, dayanışma ağlarının ne kadar güçlü olduğu işte böyle zamanlarda test edilir.

Öte yandan şehirlerin turistik kayak merkezleri dolup taşıyor, sosyal medya beyaz manzara fotoğraflarıyla renkleniyor, çocuklar kardan adam yapmanın sevincini yaşıyor.

İnsanın doğayla kurduğu ilişki hep bu şekilde ikircikli olmuştur: Hem ona hayran kalırız hem ondan korkarız, hem onunla oynarız hem de onun gücü karşısında çaresiz kalırız.

Bu yılın başında, bu olağandışı soğukla birlikte düşünmemiz gereken çok şey var.

İklim değişikliği artık bilim insanlarının teorilerinden çıkıp günlük hayatımızın bir parçası hâline geldi.

Kış aylarında görülmeyen yerlerde kar yağışı, aşırı soğukların yanı sıra aşırı sıcaklar, seller, kuraklıklar... Bunların hepsi gezegenimizdeki dengenin bozulduğunun göstergeleri.

Yeni bir yıla girerken, belki de en büyük sorumluluğumuz bu dünyayı gelecek nesillere nasıl bırakacağımızı düşünmek olmalı.

365 günün ilk saatlerindeyiz... Önümüzde uzun bir yol var, belki de uzun bir merdiven.

Hangi metaforu seçersek seçelim, önemli olan bu yolculukta birbirimize ne kadar sahip çıkacağımız, doğayla ne kadar uyumlu yaşayacağımız ve her yeni güne umutla bakmayı başarıp başaramayacağımızdır.

Kar eriyecek, bahar gelecek, ama bu kışın bize öğretecekleri (hem iklim hem toplum hem de insanlık hâli) hafızalarımızda kalacak.

Yeni yılınız, tüm zorluklarına rağmen, yine umut dolu ve sıcak olsun.