Aile Yapısını Tehdit Eden Sessiz Tehlike….

Bir milleti asıl tarih sahnesinde tutan ve geleceğe taşıyan yegâne unsur; ne sadece ekonomik göstergeler ne de askeri kudrettir.

Toplumları ayakta tutan asıl güç; kalbi bir sadakatle bağlı olduğu aile yapısı, köklü ahlaki değerleri ve nesillerini koruyabilme iradesidir.

Ne var ki bugün, küresel ölçekte mukaddesatımızı hedef alan ciddi bir ahlaki çözülme ve sessiz bir çürüme tehdidiyle karşı karşıyayız.

Modern çağın “özgürlük” adı altında normalleştirmeye çalıştığı pek çok sapkın davranış, toplumsal omurgamızda derin yaralar açıyor.

Özellikle TV.larda:
• Evlilik dışı ilişkilerin sıradan bir yaşam tarzı gibi sunulması,
• Arama motorlarıyla Pornografi endüstrisinin dijital mecralarla evlerimizin içine kadar sızması,
• Fuhuş ticaretinin modern maskeler arkasına saklanması,
• ⁠Uyuşturucu suçlarının sokaklara taştığı ve önlenemez hal alması
• Sosyal medyanın denetimsiz ve vahşi etkisi...

Tüm bunlar, aile kurumunu içten içe kemiren en görünür yıkım işaretleri hâline gelmiştir.

Hukuki Boşlukların görmezden gelinmesi ve Toplumsal Vicdan…

Türkiye’de de bu küresel dalganın sarsıntıları derinden hissediliyor.

Hatırlanacağı üzere zina, geçmiş yıllarda Anayasa Mahkemesi kararlarıyla ceza hukuku kapsamından çıkarılmış ve 2005 yılındaki Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlenmemiştir.

Günümüzde zina, yalnızca Medeni Kanun kapsamında bir boşanma sebebi olarak durmaktadır.

Burada, toplumun kahir ekseriyetinin vicdanını yaralayan temel bir çelişki mevcuttur:
Milletimizin manevi değerlerini ve İslami hassasiyetlerini meydanlarda sıkça vurgulayan siyasi anlayışların, ailenin kalbine saplanan bu hançere —yani zinaya— karşı hukuki bir yaptırım öngörmemesi, geniş muhafazakâr çevrelerde derin bir eleştiri konusudur.

Zira İslam ahlakıyla yoğrulmuş bu aziz millet için zina; iki kişinin mahrem tercihi değil, toplumun nüvesi olan aile kurumunu kökten sarsan toplumsal bir beka problemidir.

Dolayısıyla dindarlık iddiasındaki bir siyasi iradenin, hukuki mevzuatı bu muhafazaya uygun hâle getirmemesi büyük bir SAMİMİYET testidir.

Ekranlardaki İfsat ve Vicdani Aşınmaya duyarsızlık…!

Tehlike sadece hukuki boşluklarla sınırlı değil;
kültürel ve medya eliyle yürütülen topyekûn bir taarruz söz konusu.

Televizyon ekranlarında boy gösteren bazı gündüz kuşağı programları, reyting uğruna her türlü mukaddesatı çiğneyen diziler ve kontrolsüz dijital içerikler, uzun süredir bu ülkenin temiz vicdanlarını yaralıyor.

Aldatmanın, gayrimeşru ilişkilerin ve aile içi ihanetlerin normalleştirilmesi; özellikle çocuklar ve gençler üzerinde telafisi imkânsız tahribatlar yaratıyor ve sokaklara yansıyor…

Öyle ki, aile ve gelenek vurgusunun güçlü olduğu bazı dost ülkelerde bile Türk dizilerinin bu yozlaşmış temaları yoğun şekilde işlemesi uluslararası medyada eleştiri konusu oluyor.

Kültür ihracı adı altında, maalesef ahlaki erozyon ihraç ediliyor.
Bu erozyon, toplumsal hayatın her alanına sirayet etmiş durumda:
• Yolsuzluk haberlerinin sıradanlaşması,
• Helal-haram hassasiyetinin zayıflaması,
• ⁠liyakatsızlığın sıradanlaşması,
• Adalet ve emanet gibi ulvi kavramların günlük hayatta içinin boşaltılması...

Bir dönem toplumda büyük infial oluşturan ahlaki sapmaların, bugün sosyal medyada birkaç saat içinde tüketilip unutulması, toplumsal vicdanımızdaki tehlikeli kan kaybını açıkça ortaya koymaktadır.

Gençliği Kuşatan Küresel Tehdit ve İlahi İhtarlar…

Son yıllarda genç yaş gruplarında cinsiyet değişikliği başvurularının artması, tehlikenin odalarımızın içine kadar geldiğinin kanıtıdır.

Küresel lobilerin ve sosyal medyanın körüklediği bu akımlara karşı, devletin sağlık sistemi kapsamında bu süreçlerin mali giderlerini karşılaması, muhafazakâr kamuoyunda haklı olarak bu yıkıcı sürece yönelik "teşvik edici" bir zaafiyet olarak nitelendiriliyor.

İslam inancı ve medeniyet müktesebatımız bizlere net bir hakikati haykırmaktadır:

Toplumların asıl helaki, ahlaki yozlaşma ve haddi aşmayla başlar.
Kur’an-ı Kerim’de ibretle zikredilen Hazreti Lut kıssası, fıtrata savaş açan toplumların sonunu gösteren en sarsıcı uyardır.
Efendimiz Hazret-i Muhammed’in (s.a.v.) hadis-i şeriflerinde; zinanın yaygınlaşması, hayânın ortadan kalkması ve fuhşun alenen işlenmesinin ahir zaman alameti olarak zikredilmesi, kulağı olanlar için ilahi birer ihtardır.

Çözüm: Söylem den çok, İcraate ihtiyaç vardır.

Bu gidişat kader değildir.

Mukaddes değerlerin imhasına yönelik akımların önüne geçilmesi; ancak ve ancak bu aziz halkın reyleriyle iktidara taşıdığı siyasi erk sahiplerinin en asli vazifesidir.

Siyaset, sadece köprüler, yollar ve binalar inşa etmekle mükellef değildir; siyaset, o yollardan yürüyecek temiz bir nesli ve o binaların içinde huzurla yaşayacak helal dairesindeki aileyi korumakla mükelleftir.

Toplumumuzun istikbali ve devletimizin bekası için şu adımlar acilen atılmalıdır:
• Aileyi küresel taarruzlara karşı koruyan sarsılmaz hukuki kalkanlar kurulmalı,
• Gençleri fıtratına yabancılaştıran akımlara karşı milli eğitim politikaları güçlendirilmeli,
• Ekranlardaki iffetsizliğe dur diyecek cesur ve kararlı adımlar atılmalıdır.

Unutulmamalıdır ki; ailesi çöken bir milletin ayakta kalması imkânsızdır.

Siyasi irade, zaman kaybetmeksizin fıtratı ve aileyi koruyacak icraat hukukunu devreye sokmalıdır.

Kurban Bayramının hayırlara vesile olması dileğiyle.
Allah (cc) zamanınızı bereketli eylesin.