Şehirlerimizin trafik sorununu büyüten bir başka önemli konu da ana caddelerdeki iş yeri yoğunluğu ve bazı ticari faaliyetlerin yol üzerindeki etkileridir.

Özellikle düğün salonları, oto tamirhaneleri, lastikçiler ve araç yıkama-temizleme işletmeleri, gerekli fiziki koşullar sağlanmadığında bulundukları bölgede ciddi trafik sıkışıklığına neden olabiliyor.

Bir düğün salonunu düşünelim. Akşam saatlerinde yüzlerce kişinin katıldığı bir organizasyon düzenleniyor. İşletmenin yeterli otoparkı bulunmuyor. Davetliler araçlarını ana caddeye, ara sokaklara ve kaldırımların üzerine bırakıyor. Gelen araçlar park edecek yer ararken trafik yavaşlıyor, yol daralıyor, korna sesleri birbirine karışıyor. Düğün salonunun çevresi kısa sürede bir trafik düğümüne dönüşüyor.

Oysa bir işletmenin ticari faaliyeti, çevrede yaşayan vatandaşların günlük hayatını felce uğratmamalıdır. İnsanların mutlu günlerini yaşaması elbette önemlidir; ancak bu mutluluk başkalarının saatlerce trafikte beklemesi veya evine ulaşmakta güçlük çekmesi pahasına olmamalıdır.

Benzer sorunları oto tamirhaneleri ve lastikçilerde de görüyoruz.

Tamir için getirilen araçlar dükkân önünde bekletiliyor, lastik değiştirmek için gelen otomobiller yol kenarını kapatıyor, kimi zaman araçlar kaldırım üzerine çıkarılıyor. İşletmenin kendi alanı yetersiz kaldığında kamuya ait yol ve kaldırımlar, fiilen çalışma alanına dönüştürülüyor.

Araç yıkama ve temizleme işletmelerinde de benzer durumlarla karşılaşılabiliyor. Yıkanmayı bekleyen araçlar, manevra yapan otomobiller ve işletme önünde oluşan kuyruklar, özellikle yoğun caddelerde trafik akışını olumsuz etkileyebiliyor.

Burada amaç, esnafı veya ticari faaliyetleri şehir hayatının dışına itmek değildir. Esnafın geçimini sağlaması, işletmelerin ekonomik hayata katkıda bulunması elbette önemlidir. Ancak ticari özgürlük ile kamusal sorumluluk birbirinden ayrı düşünülemez.

Her işletme, faaliyetinin gerektirdiği fiziki koşullara sahip olmalı; hiçbir ticari kazanç, kamusal alanların kontrolsüz biçimde kullanılmasına gerekçe oluşturmamalıdır.

Bu nedenle belediyeler, özellikle ana arterler üzerinde yeni iş yeri ruhsatı verirken çok daha dikkatli davranmalıdır.

Düğün salonlarının yeterli otoparka, uygun araç giriş-çıkış düzenine ve çevresindeki trafik yükünü karşılayacak altyapıya sahip olup olmadığı incelenmelidir.

Oto tamirhaneleri, lastikçiler ve araç temizleme işletmeleri için de araç bekleme alanları, çalışma sahası ve yol güvenliği bakımından gerekli koşullar aranmalıdır.

Trafik akışını ciddi biçimde aksatacağı açık olan işletmelerin ana caddelerde açılmasına izin verilmemeli; bu faaliyetler, şehir planlamasına ve ulaşım ihtiyaçlarına uygun alanlarda konumlandırılmalıdır.

Elbette mevcut işletmelerin durumu da yürürlükteki mevzuat çerçevesinde değerlendirilmeli, gerekli düzenlemeler için makul geçiş süreçleri ve uygun alternatifler oluşturulmalıdır.

Ruhsat vermek yalnızca bir iş yerinin kapısını açmasına izin vermek değildir. Aynı zamanda o iş yerinin çevresinde oluşturacağı trafik yoğunluğunu, park ihtiyacını ve kent yaşamına etkisini önceden hesaplamak demektir.

Belediyelerimizin temel görevlerinden biri, şehir hayatını düzenlemek ve vatandaşların ortak yaşam alanlarını korumaktır.

Bunun yolu da yalnızca asfalt dökmekten, kaldırım taşı yenilemekten veya yeni yollar açmaktan geçmez.

Bir kaldırım yapıp üzerine otomobil park edilmesine göz yummak, kamu kaynaklarını boşa harcamaktır. Bir caddeyi genişletip aynı cadde üzerinde trafik akışını aksatacak uygulamalara karşı önlem almamak, yapılan yatırımın amacını zayıflatmaktır. Bir bölgede otopark ihtiyacını hesaplamadan yeni yapılaşmaya izin vermek ise geleceğin sorunlarını bugünden hazırlamaktır.

Belediyecilik, sorun ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek değildir. İyi belediyecilik, sorun ortaya çıktıktan sonra müdahale etmekten çok, sorunun doğmasını önlemektir.

Bu çerçevede belediyeler; imar planlarını, ulaşım ana planlarını, otopark ihtiyaçlarını ve ticari alanların dağılımını birlikte değerlendirmelidir. Yeni yapılaşmalarda otopark kapasitesi gerçek ihtiyaçlara göre belirlenmeli, ana arterlerdeki ruhsatlandırma kararları trafik üzerindeki muhtemel etkiler dikkate alınarak verilmelidir.

Kaldırım işgalleri konusunda da geçici ve göstermelik uygulamalar yerine sürekli denetim anlayışı benimsenmelidir. Bir gün kaldırılan dubaların ertesi gün yeniden konulması, bir kez ceza kesilen aracın daha sonra aynı yere park etmesi, denetimin kalıcı bir sonuç doğurmadığını gösterir.

Kurallar herkese eşit uygulanmalıdır. Vatandaşın kim olduğuna, işletmenin büyüklüğüne veya bulunduğu yerin niteliğine göre farklı bir yaklaşım sergilenmemelidir.

Unutulmamalıdır ki, kamu düzeni, ancak adil ve kararlı uygulamalarla korunabilir.