Sinop ve ilçelerinde öyle insanlar var ki; resmî kayıtlarda adlarının karşısında “emekli” yazsa da, hayat defterinde o kelimenin hükmü yoktur. Eğitimci Necati Celal Çatal da işte onlardan biridir.

Necati Celal Çatal Hoca, devletimizin kayıtlarında tekaüt bir öğretmen olabilir; fakat yüreğinde hâlâ Anadolu’nun rüzgârı eser, köy yollarının tozu toprağı vardır, kara tahtanın tebeşir tozu sinmiştir parmak uçlarına.

O, mesleğini bir maaş bordrosundan ibaret görmeyen; öğretmenliği ömür boyu süren bir memuriyet değil, ömürlük bir adanmışlık bilenlerdendir.

Bugün Türkiye’nin dört bir yanında yüzbinlerce öğretmen var. Anadolu’nun ücra köylerinde, dağ kasabalarında, şehirlerin kalabalık mahallelerinde nice eğitim neferi… Elbette her biri kıymetli.

Fakat insan ister istemez soruyor: Kaçı öğrencisinin elinden bir ömür boyu tutuyor?
Kaçı yalnızca ders anlatmakla yetinmeyip talebesinin kaderine dokunuyor?
Kaçı bir çocuğun gözlerindeki umudu, kendi hayat gayesine dönüştürüyor?

Necati Celal Çatal Hoca, işte o soruların cevabında saklı bir isimdir.

Kastamonu Göl Öğretmen Lisesi’nden mezun olup mesleğe başladığında elinde yalnızca bir diploma değil; memleketine hizmet etme ülküsü vardı.

Köyde, kasabada, imkânın sınırlı; yokluğun sıradan olduğu yerlerde eğitim mücadelesi verdi. Nice öğrencinin hayatına dokundu, nice velinin duasını aldı.

Onun sınıfında sadece müfredat öğretilmedi; sabır, azim, dürüstlük ve memleket sevgisi de işlendi.

Ama o yalnızca bir öğretmen değildi. Aynı zamanda bir halk araştırmacısı, sıkı bir yazardı. Ayancık, Boyabat, Durağan, Erfelek, Gerze ve Saraydüzü çevresindeki türbeleri, evliyaları yerinde araştırdı. Anadolu’nun manevi haritasını adım adım gezdi; sözlü kültürün izini sürdü.

Bu emeğini "Türbeler ve Evliyalar" adlı eserinde bir araya getirdi. Kitabın editörlüğünü oğlu Fatih Çatal’ın yapması ise onun için ayrı bir gurur vesilesiydi. Bir baba için evladıyla aynı cümlede anılmak, bir öğretmen için yetiştirdiği öğrencilerle iftihar etmek gibidir.

Sonra emeklilik… Kimine göre dinlenme, kimine göre köşesine çekilme vakti. Fakat Necati Celal Çatal Hoca için bu, başka bir mücadelenin başlangıcı oldu.

Boyabat’ta bir huzurevi yapılacaktı. Yaşlılar, ömrünü bu topraklara vermiş insanlar, vakur bir mekânda hayatlarının son demine erişmeliydi. O da diğer Boyabatlılar gibi elini taşın altına değil, âdeta kayanın altına koydu, sorumluluk aldı.

Boyabat Huzurevi Derneği Başkanı olarak, öğretmenlik yıllarındaki gayretiyle çalıştı. Huzurevinin kuruluş sürecini anlatırken bürokrasinin labirentlerinde geçen yılları şu sözlerle dile getiriyordu:
“Samsun’daki huzurevinden alınan proje örnekleri, ilçedeki mimar ve mühendislerin çizimleri, bir yıl süren hazırlıklar… Ardından Sinop Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün kabulü, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın onayı… Kâğıt üzerinde iki yıl. Kazmanın toprağa değmesi için geçen bir iki yıl daha…”

Ardından ekliyordu:
“Bu da ülkemizde bürokrasinin ne kadar hızlı gittiğini gösteren bir örnektir.”

Sözlerinde ince bir ironi, ama daha çok sabrın dinginliği vardı.

Huzurevinin nasıl yapılacağını herkes merak ediyordu. En çok da iş insanı Ömer Sütçüoğlu’nun gayreti, maddi desteği ve süreçteki varlığı konuşuluyordu. “Ömer Sütçüoğlu tamamını mı yapacak? Ne kadarını üstlenecek?” diye soranlara, Necati Celal Çatal Hoca şu cevabı veriyordu:
“Gücünün yettiğince...”

Ardından gelen müşterek kanaat ise şuydu:
“Ömer Sütçüoğlu gücümün yettiği yere kadar diyorsa, destek olur, yardım yapar.”

Bu cümle aslında bir güvenin ifadesiydi; sözün senet olduğu bir ahlâkın yansımasıydı.

Necati Celal Çatal Hoca da huzurevinin sorumluluğunu üzerine alan bir kişi olarak öyleydi… “Gücümün yettiği yere kadar” dedi mi, gücünü zorlar; yetmediği yerde sabrını devreye sokar; sabrı yetmezse duasını.

“İğne ucuyla tünel kazmak” deyimi, onun için mecaz değil; hayatın ta kendisiydi.

“Memleketime benim de bir yardımım dokunsun” diyen hayırseverler yardım etmekten geri durmadı. Bu yolda yoruldu belki, bürokrasinin duvarlarına çarptı; ama geri adım atmadı. Nihayet huzurevi kapılarını açtı. Sadece bir bina değil; bir vefa anıtı yükseldi Boyabat’ta.

Bugün geriye dönüp bakıldığında Necati Celal Çatal Hocanın hayatı, bir öğretmenin emeklilikten sonra da nasıl toplumun vicdanı olabileceğinin örneğidir. O, “Ben görevimi yaptım” deyip kenara çekilmedi. Aksine, görev kavramını genişletti. Öğrencilerinden yaşlılara, kitaplardan hayır kurumlarına uzanan bir hizmet zinciri kurdu.

Belki de asıl mesele şudur: Öğretmenlik bir meslek midir, yoksa bir karakter mi?

Necati Celal Çatal Hocanın hayatı bu soruya güçlü bir cevap veriyor: Öğretmenlik, bir insanın kendini başkalarının hayatına adama cesaretidir.

Tebeşir tozu silinir, sınıf boşalır, zil susar; ama gerçek öğretmenin mesaisi bitmez.

Bizler böylesi isimleri hatırladıkça şunu anlarız: Memleket, yalnız büyük laflarla değil; küçük ama ısrarlı adımlarla ayağa kalkar. İğne ucuyla kazılan tüneller, gün gelir güneşe açılır.

Necati Celal Çatal Hocama Cenâb-ı Allah’tan sıhhat, afiyet ve saadet dolu nice yıllar diliyorum.