Bazı okullar vardır ki, sadece ders verilen binalar değildir. Onlar bir şehrin hafızası, bir milletin vicdanı, nesiller arasında kurulmuş görünmez köprülerdir.
Boyabat İmam Hatip Lisesi de işte böyle bir mekteptir.
Onun duvarlarında sadece tuğla ve harç değil; alın teri, dua, fedakârlık ve samimiyet vardır.
1968 yılında eğitim hayatına kapılarını açan Boyabat İmam Hatip Lisesi, devlet ile milletin el ele vererek ortaya koyduğu en güzel eserlerden biridir.
O yıllar, imkânların bugünkü kadar geniş olmadığı yıllardı. Devletin bütçesi sınırlıydı; Anadolu'nun pek çok köşesinde olduğu gibi Boyabat'ta da insanlar, "Bu memleketin evlatları ilimden mahrum kalmasın." diyerek taşın altına ellerini değil, yüreklerini koydular.
Esnaf dükkânının bereketinden ayırdı, çiftçi harmanından pay verdi. Sanayici imkânlarını seferber etti.
Kimi cebindeki son kuruşu bağışladı, kimi sırtında tuğla taşıdı, kimi duasını eksik etmedi.
Böylece Boyabat İmam Hatip Lisesi, yalnızca devletin değil, milletin de eseri oldu.
Bu yüzden bu okulun temelinde beton kadar dua, demir kadar umut vardır.
Aradan geçen yaklaşık altmış yıl içinde bu mütevazı çatı altında üç bine yakın öğrenci mezun oldu.
Kimi öğretmen oldu, kimi doktor, kimi mühendis, kimi imam hatip, kimi esnaf, kimi devlet adamı...
Her biri ülkesine ve milletine farklı alanlarda hizmet etti.
Fakat onları birleştiren ortak nokta, aynı sıralarda oturmuş, aynı koridorlarda yürümüş, aynı bahçede hayaller kurmuş olmalarıdır.
Bu okul sadece diploma veren bir eğitim kurumu olmadı.
Nice karakter burada şekillendi.
Nice dostluk burada filizlendi.
Nice hayat burada yönünü buldu.
İdarecileriyle, fedakâr öğretmenleriyle, memurlarıyla, müstahdemleriyle, aşçılarıyla, şoförleriyle büyük bir aileydi Boyabat İmam Hatip Lisesi.
Her biri bu çınarın büyümesine sessizce emek verdi.
Fakat zaman, en büyük öğretmendir. Kimseyi yerinde bırakmıyor.
Bir zamanlar okulun bahçesinde yankılanan sesler, bugün hatıraların derinliğinde yaşamaya devam ediyor.
Bu akşam, kıymetli arkadaşımız Mehmet Çelikkol'un dâr-ı bekâya irtihal ettiği haberini aldık. Yüreğimiz bir kez daha hüzünle doldu.
Çünkü her vefat haberi, yalnızca bir insanı değil; gençliğimizden bir parçayı, hatıralarımızdan bir sayfayı da alıp götürüyor.
Düşünüyorum da... Bizden önce nice öğretmenimiz, okul arkadaşımız sessizce ebediyet yolculuğuna çıktı.
Ahmet Dinar...
Lütfi Yılmaz...
Nazmi Yılmaz...
Beyhan Yılmaz...
Nazım Yılmaz...
Zeki Albayrak...
Cihan Yılmaz...
Cemal Efe...
Ahmet Mor...
Musa Güzeler...
Hasan Tosunoğlu...
Ve burada isimlerini tek tek sayamadığımız daha nice öğretmenimiz, idarecimiz, çalışanımız ve öğrenci arkadaşımız...
Her biri bu okulun göğünde parlayan bir yıldızdı. Kendi vakti gelince usulca ufkun ardına çekildiler.
Fakat yıldızlar kaybolmaz; sadece bizim gözümüzden uzaklaşırlar.
Onların bıraktığı izler ise gönüllerde yaşamaya devam eder.
İnsan ömrü, mevsimler gibi gelip geçiyor.
Gençlikte hiç bitmeyecek sandığımız yıllar, dönüp baktığımızda bir göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş oluyor.
Geriye ise ne makam kalıyor ne servet...
Geriye güzel insanlar, güzel hatıralar ve hayır duaları kalıyor.
Boyabat İmam Hatip Lisesi'nin gerçek serveti de işte budur.
O, yetiştirdiği insanlar kadar; yetişmesine emek veren fedakâr öğretmenleri, çalışanları ve gönül insanlarıyla büyük bir mekteptir.
Bugün hayatta olanlar olarak bize düşen görev, bu emaneti yaşatmak; okulun kuruluşundaki birlik ve dayanışma ruhunu gelecek nesillere aktarmaktır.
Çünkü milletleri ayakta tutan yalnızca binalar değildir. Onları yaşatan, ortak hafızaları ve ortak değerleridir.
Rahmetle andığımız bütün büyüklerimize, sevilen sayılan arkadaşlarımıza Cenâb-ı Allah'tan sonsuz rahmet diliyorum. Mekânları cennet, makamları âlî olsun.
Bizler de bir gün aynı kervana katılacağız. O gün geldiğinde arkamızdan söylenecek en güzel söz, belki de şu olacaktır:
"İyi bir insandı... Ardında güzel hatıralar bıraktı."
İnsana ölümsüzlüğü tattıran da zaten budur.
