Partiler amip gibi parçalanıp parti doğuruyor... Eski Türkiye'deki demokrasiyi özler olduk. 1973 yılında, Başbuğ'un bilgisi dâhilinde Sinop'tan üst kurul delegesi olmuştum. Ön seçimle vekil adayı olduğum, yolunda gençliğimi hoyratça harcadığım MHP, altı parti doğurdu. Cumhuriyetin kurucusu CHP'de yaşananlar, halkı korkutan demokrasi faciasıdır. N. Erbakan'ın kurduğu partiden üç parti doğdu. S. Demirel'in lideri olduğu orta sağdan eser kalmadı. M. Ağar ve Erkan Mumcu'nun orta sağı birleştirme projesi, yerle yeksan etme projesi oldu. Özal'ın kurduğu; dört eğilimi barıştıran, beraber çalıştıran ANAP'ın kuruluşu var ama milletle buluşamamış. DEM gibi, HÜDA PAR gibi dağdan inenlerin, terör örgütlerinin Gazi Meclis'e taşınmış hâli ile millet iradesinin dünkü devamlılığı farklı evrimler geçirdi. Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile Gazi Meclis'ten yürütme yetkisinin büyük çoğunluğu alınmış, "partili cumhurbaşkanı" adı ile yetkiler cumhurbaşkanında toplanmış durumdadır. Durumun fotoğrafı budur. Durumu değerlendirmiş olursak, Allah gecinden versin, cumhurbaşkanına aniden bir şey olsa karanlıkta kalırız. Din maskeli, milliyetçi maskeli, Atatürkçü maskeli, bir ırkı kırık ajan ülkenin tepesine bu yetkiler ile geliverirse; iddia ediyorum, beş yılda Sevr haritası hortlar. En iyimser ihtimalle kapitülasyonlar, Düyûn-ı Umûmiye, TC tepesine kara bulut gibi çöker.

Atatürk halka çok güvenmiştir çünkü halka karşı hiçbir art niyeti olmadan ülke yönetimi için yasama, yürütme, yargıyı ayıran; milletvekillerini halkın seçtiği Gazi Meclis'te ülkenin her meselesinin tartışıldığı, hatta Senato gibi, Anayasa Mahkemesi gibi Meclis'i de denetleyen kurumlar kurulmuştu. Biraz yapı hantal gibi gözükse de, bir an cumhurbaşkansız kalan Türkiye'nin kaotik bir ortam riskinden; denetimli, hantal yönetim anlayışı daha güven veriyor diye düşünüyorum. Çünkü Türk milleti devletten gelen emri kutsadığından, bu davranışını devletine sadakat diye yanılabiliyor. İstiklal Savaşı'nda İngilizlerin kurduğu İslam Teâli Cemiyeti'nin isteği ile Halife Padişah, "İşgalcilere karşı gelmeyin, onlar İslam'ı da korur." diyerek Atatürk'e ve Kurtuluş Savaşı'nı başlatan vatanseverleri yakalama ve idam kararı çıkarmadı mı? Halkın büyük bir kısmı bu emre uymadı mı? Düşmanla hareket etmediler mi? 15 Temmuz'u yapan FETÖ, "Amerika sizin karınıza, kızınıza dokunmaz; onlar İslam'a zarar vermezler." diye fetva vermedi mi? Tarih tekerrürden ibarettir. Türkiye demokrasisini revize ederek "partili cumhurbaşkanlığı" denilen bu sistemden, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın da içinde olduğu iktidar ve muhalefet beraberce yeniden düzenleme yapmalıdır. "Tahterevalli" siyasetinden vazgeçmeliler. Halk demokrasisine, mali denetimli DPT'li hizmet demokrasisine dönüş yapılmalıdır.

Devlet, milletin örgütlü hâlidir. Bu bakımdan kurumlarını çağdaş anlamda güçlendirmiş Türkiye, Türk dünyasına ve İslam ülkelerine örnek olabilme adına çok önemlidir. Lider ülke olabilmenin olmazsa olmazı; 50 yıllık, 100 yıllık hedefleri olan, kurumsal hedefleri ve hafızaları olan Türkiye'nin, başta yönetimini kurumsallaştırarak demokrasisini güçlendirmelidir. Demokrasiyi halka, yani hakka teslim etmelidir. Bunun için önce anayasal garantili partiler ve seçim kanunu çıkması gerekiyor. Amip gibi parti doğuran partiler demokrasisi ile ülke bir yere varamaz. Üye ile yapılan ön seçimli, tercihli, iki turlu milletvekili seçimi kanunu ülkenin acil ihtiyacıdır. Partilerde merkez yoklama iradesi olmamalıdır. Genel başkanların elini güçlendiren bu anlayış, genel başkana istediğini vekil yaptırıyor ama bir dönem genel başkanını övenlerin sonradan sövdüklerini görüyoruz. Karşısına geçip ağza alınmadık demokrasi rezaleti yaşattıklarını görüyoruz. Çünkü bu sistem, projeler üretme ve uygulama amacına dönük değildir. Liderini kutsama, övme ya da karşıdakine sövme üzerine kurulmuş bu sistem, toplumsal barışı da bozmaktadır. İnsan nefsini frenlemek mümkün değildir; en güzeli halka, delegeye, üyeye hesap verebilirliği olan vekil belirleme sistemidir. Bu, partiler arası vekil transferini ve Türk demokrasisinin yozlaşmasını da önler.

Genel başkanlar, AK Parti'nin kuruluşunda vaat ettiği gibi, Amerika'da olduğu gibi iki dönemden fazla parti genel başkanlığı yapmamalı. Türkiye aksine ısrar ederse, geleceğe dönük ülke yönetimini riske etmiş olacaktır. Tabii insan düşünmeden edemiyor: TC kurucusu Atatürk, İnönü, Fevzi Çakmak, Kâzım Karabekir, İlk Meclis'teki Şerif Beyler, Diyap Ağalar çok mu akılsızdı? Demireller, Erbakanlar, Özallar, Ecevitler, Türkeşler çok mu akılsızdı da partili cumhurbaşkanını düşünememişler? 40 yıl ülke siyasetinde söz sahibi oldular. Üye ile vekil belirlediler, tercihli sistemle vekil belirlediler, böyle amip gibi parti doğurtmadılar. CHP'deki gibi demokrasi rezaleti yaşanan bir süreci görmedi ülkemiz. Devlet bakidir, insan fanidir. Nedir bu ölümsüzlük zırhı giyerek bir anlık elde toplanan genel başkanlık yetkileri ile insanüstü canlılar gibi hayat yolculuğuna çıkanlara hayret ediyorum. Kendilerine yağcılık, yağdanlık, riyakârlık yapamadıkları için nice bilgili, birikimli memleket evlatları, ülkenin millî ve liyakatli güçleri heba edilmektedir. Unutmayın, parti içi demokrasinin önü anayasal garantili olarak açılmadan, Meclis'e halkın gönderdiği vekillerin önü açılmadan, ülkenin geleceğini karartanlar olarak bu dünyadan gidersiniz; tarih sizleri iyi anlatmayacaktır. Genel başkanların "Ben seni vekil yaptım." egosu engellenmediği müddetçe 166 olan parti sayısı 266, 466 olarak devam eder. Herkese lazım olacak güzelim halk demokrasisi ülkemizin geleceğidir. Partiler demokrasisi; kara paranın, ajan faaliyetlerinin, küresel sermayenin ülke yönetimlerine söz hakkı veren bir sistemdir. Türkiye'nin nitelikli, yetişmiş insan sorunu yoktur; bürokraside liyakatin önünü açan, halka ve üyeye dayanan anayasal garantili partiler yasasına ihtiyacı vardır.