Sinop medya dünyasında bazı insanlar vardır; yaşadıkları şehirden ayrı düşünülemezler. Onların adı anıldığında bir sokak, bir dükkân, bir gazete, bir isim, bir hatıra yahut bir dönemin tamamı gözlerimizin önünde beliriverir.
Boyabat medyası denildiğinde ilk akla gelen isimlerden biri de hiç şüphesiz Ali Sezer’dir.
Çünkü Boyabat’ta matbaa ve basın denildiğinde yıllarca Boyabat Sesi gazetesinin mürekkep kokusu hissedilmiş, o mürekkebin ardında da Ali Sezer’in emeği, alın teri ve gazetecilik aşkı bulunmuştur.
Ben Ali Sezer amcayı ve kıymetli evlatları Murat ile İsmet beyleri çocukluğumdan beri tanırım. O yıllarda gazete çıkarmak bugünkü gibi birkaç tuşa basmaktan ibaret değildi.
Bir gazetenin her satırında emek vardı, sabır vardı, fedakârlık vardı. Belediye Sokak’taki mütevazı mekânda hummalı bir çalışma sürerdi. Dizgiler özenle hazırlanır, harfler âdetâ tek tek işlenir, sayfalar dikkatle oluşturulurdu.
Boyabat Sesi yalnızca haber veren bir gazete değil, ilçenin hafızasını tutan bir kayıt defteri gibiydi.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, Boyabat’ın son yarım asırlık tarihinin önemli bir kısmının Boyabat Sesi’nin sararmış sayfalarında yaşadığını görürüz.
Düğünler, cenazeler, seçimler, açılışlar, bayramlar, ekonomik gelişmeler, sosyal hadiseler... Bir ilçenin sevinçleri de hüzünleri de o sütunlarda kendine yer bulmuştur.
Ali Sezer’in gazetecilik yolculuğu 1959 yılında Samsun’un Vezirköprü ilçesinde başlamıştı. Henüz Anadolu’da yerel basının büyük zorluklarla ayakta durmaya çalıştığı yıllardı. Gazetecilik, bugünkü gibi hızlı tüketilen bir meslek değil; adanmışlık isteyen, cefası çok, vefası az bir uğraştı.
Fakat Ali Sezer yılmadı. Mesleğine duyduğu sevgi onu 1963 yılında Boyabat’a getirdi.
Aynı yıl Boyabat Matbaası’nı kurdu ve 12 Haziran 1963 tarihinde Boyabat Sesi gazetesi yayın hayatına başladı.
O günlerde ben daha dünyaya bile gelmemiştim.
Yıllar sonra çocukluk ve gençlik yıllarımda Boyabat Matbaası ve Boyabat Sesi’nin ilçedeki yerini görme fırsatım oldu.
Birçok kişi sabah kahvesini içmeden önce gazeteyi alır, şehirde olup bitenleri öğrenmeye çalışırdı. Çünkü yerel gazete, o dönemin sosyal medyasıydı.
İnsanlar birbirlerinden önce gazeteden haberdar olurdu. Boyabat’ın sesi gerçekten de "Boyabat Sesi" idi.
Gazetecilik yalnızca haber yazmak değildir. Gazetecilik yaşadığı topluma karşı sorumluluk taşımaktır.
Bir ilçenin sorunlarını dile getirmek, halkın sesini duyurmak, tarihini kayıt altına almak, gelecek nesillere belge bırakmaktır.
Ali Sezer tam da bunu yaptı. Boyabat’ın ekonomik, sosyal ve kültürel hayatının tanığı oldu.
Bazen bir okulun açılışını yazdı, bazen bir köprünün yapımını, bazen de ilçenin dertlerini.
Meslekte geçen yarım asrı geride bıraktığında takvimler 2014 yılını gösteriyordu.
Elli yıllık gazetecilik ömrü kolay kazanılmış bir unvan değildi. O, Anadolu basınının yetiştirdiği gerçek emekçilerden biriydi.
Teknoloji hızla değişirken bile kendi alışkanlıklarından vazgeçmedi. Bilgisayarların hayatımıza girdiği, internetin yaygınlaştığı yıllarda dahi daktilosunu terk etmedi. Tuşlarına alıştığı o daktilo, onun yıllarca en sadık çalışma arkadaşı oldu.
Belki de bu yüzden Ali Sezer amca bir kuşağın son temsilcilerindendi.
Gazetecilik onun için sadece bir meslek değildi; bir yaşam biçimiydi.
Sonra kaçınılmaz olan gerçekleşti.
Her fâni gibi o da bu dünyadan ayrıldı.
Ömrünün büyük bölümünü haber peşinde koşarak, yazı yazarak, gazete çıkararak geçiren Ali Sezer'in yaşam mücadelesi sona ermiş, dünyaya gözlerini yummuştu. Ancak geride bıraktığı eserler ve yetiştirdiği insanlar onun adını yaşatmaya devam edecekti.
Boyabat onu yalnızca bir gazete sahibi olarak değil, bir dönemin tanığı, bir kültür insanı ve bir duayen gazeteci olarak uğurladı.
Cenaze namazında yalnızca bir insanın ardından dua edilmedi; aynı zamanda bir devrin kapanışına da şahitlik edildi. Şehrin yöneticileri, dostları, meslektaşları ve vatandaşlar saf tuttu. Çünkü toprağa verilen sadece Ali Sezer değildi; Anadolu gazeteciliğinin müstesna temsilcilerinden biri de uğurlanıyordu.
Biliyorsunuz, bazı insanlar öldükten sonra da yaşamaya devam eder.
Onlar eserlerinde yaşar.
Hatıralarda yaşar.
Yetiştirdikleri insanlarda yaşar.
Ali Sezer amca da bugün Boyabat Sesi’nin her sayfasında yaşamaya devam ediyor.
Aradan yıllar geçti. Belediye Sokak’taki mütevazı gazete binası artık hatıralarda kaldı. Fakat Boyabat Sesi yoluna devam ediyor.
Bugün gazetenin sorumluluğunu oğlu İsmet Sezer ve kendi adını taşıyan torunu Ali Sezer sürdürüyor.
Bu durum yalnızca bir mesleğin devamı değil, aynı zamanda bir aile mirasının, bir gazetecilik geleneğinin ve bir şehir hafızasının da devamı anlamına geliyor.
Yerel gazeteler bir şehrin aynasıdır. Büyük şehirlerin gürültüsü arasında çoğu zaman fark edilmeyen bu gazeteler, aslında toplumun en samimi hafızalarıdır.
Boyabat Sesi de altmış yılı aşkın süredir bu görevi yerine getiriyor. Dün Ali Sezer’in kalemiyle yapılan bu hizmet, bugün evlatları ve torunları tarafından sürdürülüyor.
Boyabat’ın sokakları değişebilir.
Meydanları yenilenebilir.
Nesiller birbirini takip edebilir.
Ancak bir şehrin hafızasını yaşatan insanlar unutulmaz.
Ali Sezer amca işte böyle bir isimdi.
Bugün Boyabat’ta bir gazete sayfası çevrildiğinde, eski sayıların arasında dolaşıldığında, geçmişe dair bir haber okunduğunda onun emeğine rastlamak mümkündür. Çünkü o, yalnızca haber yazmadı; Boyabat’ın hikâyesini yazdı.
Bazı hikâyeler, sahipleri aramızdan ayrılsa da yaşamaya devam eder.
Ali Sezer amcanın hikâyesi de işte böyledir.
Allah rahmet eylesin.
Mekânı cennet olsun.
Boyabat onu daima saygı ve güzel hatıralarla anacaktır.
