Berker Şahin, basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi;
“Sendikamız Tarım Orkam-Sen üyesi, Sinop İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Balıkçılık ve Su Ürünleri Şubesi’nde görev yapan Su Ürünleri Yüksek Mühendisi Alpaslan Yavuzcan; idarenin keyfi tutumları, siyasi kayırmacılığın kurumda yarattığı liyakatsiz düzen ve bunun sonucunda gelişen sistematik bir idari mobbing ile karşı karşıyadır. Üyemiz hakkında, Şube Müdürü Ümit Yıldırım ile yaşandığı iddia edilen bir diyalog gerekçe gösterilerek bir disiplin soruşturması açılmıştır. Ancak yürütülen bu soruşturmada açıkça mevzuat ihlali yapılmış; yasal karar ve tebliğ süreleri çoktan aşılmasına rağmen üyemize ne usulüne uygun bir ceza tebliğ edilmiş ne de ceza tayinine yer olmadığına dair resmi bir bilgilendirme yapılmıştır.
Buna rağmen idare, henüz hukuki süreçleri tamamlanmamış ve kesinleşmemiş bu disiplin soruşturması raporunu kılıf olarak kullanmıştır. İl Müdürlüğü’nün yönlendirmesi ve Bakanlık Personel Genel Müdürlüğü’nün 14.07.2026 tarihli Onayı ile 657 sayılı Kanun'un 76. maddesindeki atama yetkisi suistimal edilmiş; üyemiz Alpaslan Yavuzcan, Sinop’tan Ordu İl Tarım ve Orman Müdürlüğü emrine hukuksuz biçimde sürgün edilmiştir. Kamu hizmetinin gerekleriyle bağdaşmayan bu işlem, atama yetkisinin personeli cezalandırmak ve sindirmek üzere bir tehdit ve baskı aracı olarak kullanıldığının somut bir kanıtıdır.
Sürecin arka planı incelendiğinde, idaredeki liyakat krizi ve uygulanan çifte standart tüm açıklığıyla görülmektedir. Şube Müdürü Ümit Yıldırım’ın kendisi dahi Balıkçılık ve Su Ürünleri Şubesinde dahi görev yaparken sorunlar yaşamış, bunun üzerine ise şube değişikliği yapıldığı halde, sorunların tarafı olduğu aynı şubeye müdür olarak atanabilmiştir. Yönetim kademesindeki bu liyakat sorununun yanında, geçmişte aynı şubede görev yaparken çalışma huzurunu bozan ve mesai arkadaşlarıyla yaşadığı sorunlar nedeniyle birden fazla disiplin cezası alan bir başka personel de kendi isteğiyle gittiği şubeden tekrar bu şubeye geri getirilmiştir. Şubede çalışan personelin büyük kısmı geçmişte yaşanan olumsuzluklar nedeniyle bu duruma karşı çıkıp rahatsızlık duysa da, İl Müdürlüğü talebi anında kabul ederek ilgili personeli yeniden aynı şubeye atamıştır. Canı istediğinde şube değiştiren, canı istediğinde geri dönen personele gösterilen sınırsız imtiyaz ve hoşgörünün kaynağı nedir? İl Müdürlüğünün bu kişilere karşı bitmek tükenmek bilmeyen sempatisi nereden gelmektedir? Kurumsal huzuru bozan kişilere bu derece koruma zırhı sağlanırken, arkasındaki hangi idari veya siyasi güce güvenilmektedir?
Daha önce benzer sorunların tarafı olan Şube Müdürünün dahi "Elimden bir şey gelmiyor" diyerek yönetsel zafiyetini açıkça dile getirdiği bir ortamda, söz konusu atama sonrası düzenlenen şube toplantısında üyemiz Alpaslan Yavuzcan ve mesai arkadaşları, tamamen kamu hizmetinin aksamaması ve çalışma barışının korunması amacıyla haklı kaygılarını ifade etmişlerdir. Fakat idare, defalarca disiplin cezası almış ve şubenin huzurunu bozmuş bir personele en ufak bir yaptırım uygulamazken, kurumsal sorumlulukla hareket eden üyemizi hedef tahtasına koymuştur. Buradan açıkça soruyoruz: Şubede pek çok sorun yarattığı ve çalışma barışını bozduğu halde dokunulmayan personeller varken, haksız ve hukuksuz bir şekilde sürgün edilmemek için kimleri tanımak, hangi kapıları çalmak gerekmektedir? Kadrolaşma ve personel atamaları kamu yararına göre mi, yoksa kişiye özel yakınlıklara göre mi belirlenmektedir? Cezalandırma ve nakil yetkisi, idare nezdinde kamu emekçileri üzerinde bir tehdit ve baskı aracı olarak mı kullanılmaktadır?
İl Müdürü Fatih Önlem’in bu süreçteki tavrı, kamu yöneticiliğine yakışmayan, tarafsızlıktan uzak ve tamamen kişisel husumete dayalı bir yönetim anlayışının tezahürüdür. Daha önce de üyemiz Alpaslan Yavuzcan’ı benzer gerekçelerle, ceza verilmesine gerek görülmeyen bir disiplin soruşturmasını bahane ederek Ayancık ilçesine sürgün eden ve bu hukuksuz kararı mahkeme duvarına çarparak iptal edilen İl Müdürü Fatih Önlem, yargı kararından ders çıkarmak yerine kişisel intikam hırsıyla hareket etmektedir. Kesinleşmiş bir disiplin cezası bulunmamasına ve yasal süreler aşılmış olmasına rağmen, resmi talep yazısı yazarak sürgün sürecini bizzat Bakanlık nezdinde başlatan doğrudan kendisidir. Kurumda huzursuzluk çıkaran, disiplin cezaları bulunan personeli koruma zırhına alıp el üstünde tutan Fatih Önlem; işini layıkıyla yapan ve kurumsal aksaklıkları dile getiren nitelikli kamu emekçilerini ise Bakanlığa sunduğu talep yazılarıyla sürgüne göndermektedir. Makam yetkisini kamu hizmetinin verimliliği için değil, personeli sindirmek, idari zafiyetlerini örtbas etmek ve yargı kararlarını arkadan dolanmak için bir baskı silahı olarak kullanmaktadır.
İdarenin bu keyfi kararı sadece bir kamu çalışanının hakkını gasp etmekle kalmamakta, Sinop’ta su ürünleri yetiştiriciliği alanında doğrudan kamu hizmeti alan yerel üreticileri de mağdur etmektedir. Alanında teknik uzmanlığa sahip, sahadaki üreticinin ve teknik çalışmaların doğrudan muhatabı olan nitelikli bir personelin sırf kişisel husumetlerle sürgün edilmesi, bölgenin en kritik üretim alanlarından birinde hizmetlerin aksamasına yol açmaktadır. İdare, kişisel hırsları ve idari zafiyetleri uğruna kamusal hizmetin niteliğini ve bölge halkının yararını hiçe saymaktadır.
Bugün üyemiz nezdinde yaşatılan bu tablo, kamu kurumlarında her geçen gün derinleşen keyfiliğin, liyakatsizliğin ve mobbingin genel bir yansımasıdır. Kamu idarecilerinin, ellerindeki kamu gücünü çalışanları sindirmek, biat ettirmek ve kurumsal zafiyetlerin üstünü örtmek amacıyla bir baskı unsuru olarak kullanmasını asla kabul etmiyoruz. Mobbing bir yönetim biçimi değil, açık bir hak ihlali ve insan onuruna saldırıdır. Disiplin cezası dahi verilmeyen bir soruşturmayı kılıf yaparak üyemizi Ordu’ya sürmek de bu mobbing ve yıldırma politikalarının somut bir göstergesidir. Bu tür keyfi atama kararları kamu çalışanlarının çalışma hakkını gasp ettiği gibi harcırah ve yargılama giderleri nedeniyle ciddi kamu zararına yol açmaktadır. Daha önce mahkemeden dönen bu hukuksuz atama, yine yargıdan dönecek ve üyemiz görev yerine geri dönecektir. Tarım Orkam-Sen olarak, sadece üyemiz Alpaslan Yavuzcan’ın değil, idari baskı ve mobbinge maruz kalan tüm kamu emekçilerinin sesi olmaya; bu hukuksuzluklara karşı sendikal ve hukuki her alanda sonuna kadar mücadele etmeye kararlılıkla devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”






