Türk Kadınına Onurlu Hayatı Çok Görmemeliyiz

Allah aşkına soruyorum: Mahallede, köyde bu işler olurken muhtarlar ne işle meşgul oluyor?

Televizyonu açıyoruz. Esra Erol, Müge Anlı... İstemesek de Türk toplumunun aynası oluyorlar. Aldatma, dolandırıcılık, miras kavgası, sokakta kalan kadın, sahipsiz çocuk...
Bunlar magazin değil. Bunlar bizim evimizin içindeki yangındır.

Kocası tarafından terk edilmiş, ihanete uğramış, çoluğu çocuğu sokakta kalmış Türk kadını...
Buna reva görülmesi adamın içini sızlatıyor, insanlığından utanıyor.
Bu asil milletin kızı Çanakkale'de mermi taşıdı. Bugün nafaka için mahkeme kapısında, çocukları için çare arıyor. Bu millete yakışıyor mu?

Çözüm ne? Nafaka değil, onur.
Devlet demeli ki: "İş bulana kadar geçici güvence maaşın var. Aç kalmayacaksın."
Aynı anda İŞKUR, belediye ve Aile Bakanlığı devreye girmeli. Kadına üç iş teklif edilmeli. Kadın çalışmalı, kendi ayağının üzerinde durmalı.
İş başlar başlamaz maaş kesilmeli. Maaşından küçük bir kesinti yapılarak devlete faizsiz geri ödenmeli. Yani devlet borç vermiş olmalı, sadaka değil.
Balık vermeyeceğiz. Balık tutmayı öğreteceğiz. O zamana kadar da aç bırakmayacağız.

Bunu kim takip edecek? Elbette mahallede ve köyde devletin ilk kapısı olan muhtar.
Muhtar, "ikametgâh kâğıdı basan memur" olmaktan çıkmalı. Mahallenin sosyal hizmet memuru olmalı.
Kaç dul var, kaç işsiz var, kim aç? Raporlamalı. İş bulmalı. Denetlemeli.
Yapmazsa azledilmeli. Çünkü bu makam milletin emanetidir.

Taş Çoğaldı, Vicdan Azaldı

Türkiye'de yaklaşık 100.000 cami, 20.000 Kur’an kursu var.
Her yıl binlerce insan umreye gidiyor. Allah kabul etsin.

Peki soruyorum: Toplumun hasta vicdanı tedavi oldu mu?

Olmadı.
Fuhuş almış başını gidiyor. İçki tüketimi artıyor. Kumar ve uyuşturucu gençliğimizi tehdit ediyor. Her türlü şiddet çoğalıyor. Boşanma oranları rekor kırıyor.

Neden acaba?

Asla İslam yetersiz demiyorum. Hâşâ.
Diyorum ki: İlgili kurumlar İslam'ın güzelliğini ve merhametini yansıtmakta yetersiz kaldı.

Diyanet İşleri Başkanlığının derdi sadece Kur’an kursu açmak, mevlit okutmak, umreye müşteri ayarlamak olmamalı.
Diyanet, milletin vicdanı olmalı. Müge Anlı'da ağlayan kadını görünce "biz ne yapabiliriz" diye Aile Bakanlığının kapısını çalmalı.

Gözü Olan Görmüyor, Kulağı Olan Duymuyor

Devletin kurumu çok. Ama kurumlar toplumun sesi, gözü ve kulağı değil.
Olsaydı bugün toplum bu halde olmazdı.

Devlet büyük düşünmeli, küçük dokunmalı.
Bugün dokunamazsak yarın çok daha büyük dertlerle uğraşırız.

Özü şudur: Türk kadınına onurlu bir hayatı çok görmemeliyiz.
Kadın başı dik yaşarsa yuva ayakta durur. Yuva ayakta durursa millet ayakta durur.

Allah bu millete, "milletin derdiyle dertlenen" kurumlar nasip etsin.
Allah bu millete bir daha sahipsiz kadın, sahipsiz çocuk göstermesin.