Siyaset dünyasında bazı insanlar vardır; görevleri sona erdiğinde önce makamları kaybolur, ardından isimleri resmi kayıtlarda birkaç satıra sığar.
Ama bazı insanlar da vardır ki aradan yarım asır geçse bile yaşadıkları şehrin hafızasında yaşamaya devam ederler.
Onların adı bir caddede, bir meydanda, bir hatırada, bir sohbetin arasında yeniden can bulur.
İşte Boyabat'ın eski belediye başkanlarından Hüsamettin Dayıbaş da böyle isimlerden biridir.
Bugün Zincirlikuyu Mahallesi’nde bir cadde onun adını taşıyor. Fakat aslında Dayıbaş’ın adı yalnızca bir caddede değil; Boyabat’ın taşında, toprağında, sokağında, insanlarının hafızasında yaşamaya devam ediyor.
Tarih 2 Haziran 1968… Türkiye yerel seçimlere gidiyor. Sinop’ta, Ayancık’ta, Gerze’de, Türkeli’de, Durağan’da ve ülkenin dört bir yanında siyasi partiler yarışıyor.
Boyabat’ta ise farklı bir tablo zuhur ediyor. Dönemin güçlü siyasi partisi karşısında Hüsamettin Dayıbaş bağımsız aday olarak sahneye çıkıyor.
Sandıklar açıldığında ortaya çıkan sonuç yalnız Boyabat için değil, yerel demokrasi tarihi açısından da dikkat çekici oluyor. Seçmenin yüzde 70’inden fazlasının desteğini alan Dayıbaş, ezici bir çoğunlukla belediye başkanlığına seçiliyor.
Bu sonuç sadece bir seçim zaferi değil; halkın bir insana duyduğu güvenin sandığa yansımasıydı.
O yıllarda ben henüz çocuk yaşlardaydım. Dayıbaş’ı yakından tanımam 1970’lerde mümkün oldu. Çocuk aklımla bile insanların ondan söz ederken yüzlerinde beliren saygıyı fark edebiliyordum.
Tarihi Orta Çarşı’da karşılaştığımızda “N’aber yeğenim” deyişi, kendine özgü yürüyüşü, mütevazı tavırları hâlâ gözümün önündedir.
1969 yılında Boyabat’a İmam Hatip Okulu açılması için dönemin başbakanı Süleyman Demirel’le Ankara’da görüşen heyette Boyabat Belediye Başkanı olarak yer almıştı.
Kimse onun için yüksek perdeden konuşmazdı; ama herkes sevgiyle, hürmetle bahsederdi. Çünkü Hüsamettin Dayıbaş yalnızca belediye başkanı değil, halkın içinden çıkmış gerçek bir halk adamıydı.
Makamın arkasına saklanmayan, protokol duvarları örmeyen, vatandaşla arasına mesafe koymayan bir yönetici profili çizmişti. Köyden gelen çiftçi de, çarşıdaki esnaf da, okuldan çıkan öğrenci de, kahvede oturan emekli de onu kendinden biri olarak görürdü.
Belki de iki dönem üst üste bağımsız aday olarak seçilmesinin sırrı burada yatıyordu. Çünkü siyasi partiler insanlardan oy alabilir; ama insanların gönlüne girmek çok daha zordur. Dayıbaş bunu başarmıştı.
1968’de başlayan belediye başkanlığı serüveni 1973’te de devam etti. Sonraki dönemlerde tekrar aday olduğu 1977 ve 1984 seçimlerini ise kaybetti.
Türkiye’nin siyasi kutuplaşmalarla sarsıldığı, sağ-sol çatışmalarının hayatı zorlaştırdığı o yıllarda Boyabat’ta farklı bir iklim oluşmuştu. Dayıbaş, belediye binasına gelen insanlara hangi partiden olduklarını sormazdı. Önce insan olarak bakardı. Bu yüzden sağcısı da severdi onu, solcusu da.
Onun döneminde Boyabat’ın şehirleşme yolculuğunda önemli dönemeçler yaşandı. İlçe merkezinin genişlemeye başladığı, yeni mahallelerin şekillendiği, yolların açıldığı, altyapı çalışmalarının hızlandığı yıllardı bunlar.
Bir önceki dönemin Belediye Başkanı Dr. Ömer Baklacıoğlu’nun modern şehir planı uygulamasını sahiplenmiş, başlatılan altyapı çalışmalarının devamını getirmişti. Bugün sıradan görünen birçok cadde ve sokak aslında o dönemde atılan planlama adımlarının sonucudur.
Bir kasabanın şehir olma serüveni kolay değildir. Bu süreç vizyon ister, sabır ister, insanları ikna etmek ister. En önemlisi memleket sevgisi ister. Dayıbaş’ın en güçlü özelliği de buydu: Boyabat ve Boyabatlı sevgisi.
Bağımsız bir belediye başkanının işi kolay değildir. Arkasında büyük parti teşkilatları, güçlü siyasi destek mekanizmaları bulunmaz. Buna rağmen yıllarca ilçeye hizmet edebilmek önemli bir siyasi beceri ve güçlü bir toplumsal destek gerektirir. Dayıbaş bunu başarmıştır.
Bu nedenle onun hikâyesi sadece bir belediye başkanının hikâyesi değildir; aynı zamanda yerel demokrasinin, halk desteğinin ve güven ilişkisinin hikâyesidir.
1970’lerin Boyabat’ını düşündüğümüzde gözümüzün önüne sinemalar, panayır kalabalıkları, etkinliklerin coşkusu, çarşı sohbetleri, güçlü komşuluk bağları ve çocuk sesleriyle yankılanan mahalleler gelir. İşte Dayıbaş’ın yönettiği Boyabat böyle bir yerdi: Samimiyetin henüz kaybolmadığı bir Anadolu kasabası.
Belki de bu yüzden üzerinden onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen adı unutulmuyor. Çünkü bazı yöneticiler görev yapar; bazıları ise iz bırakır.
Hüsamettin Dayıbaş’ın Boyabat’ta bıraktığı şey tam olarak budur: İz.
Bugün Boyabat sokaklarında yürürken adını taşıyan caddeye rastlayan gençler belki onu tanımıyor olabilir. Fakat o cadde sessizce bir şey anlatmaya devam ediyor:
Bir zamanlar bu şehirde halkın güvenini kazanmış, kapısını herkese açmış, iki dönem üst üste bağımsız seçilmeyi başarmış bir belediye başkanı yaşadı.
Adı Hüsamettin Dayıbaş’tı.
Samimi, dürüst, güvenilir, insan dostu, mütevazı halk adamı Dayıbaş’ı Boyabat unutmadı.
Cenâb-ı Allah’tan rahmet diliyorum.
Ruhu şâd, mekânı cennet olsun.
