Her milletin gönül dünyasında bir “ortak vicdan” vardır. Bizim coğrafyamızda o vicdanın adı Yunus Emre’dir. Anadolu’nun neresine giderseniz gidin; bir köyün yamacında, bir dergâhın avlusunda, bir tepede ya da bir vadide Yunus’un mezarı gösterilir. Araştırmacılar 15 farklı yerde Yunus’un yattığının iddia edildiğini söyler. Kimi buna şaşırır… Oysa ben tam tersine, bunun Yunus’un ruhuna en çok yakışan hâl olduğunu düşünüyorum.

Çünkü bazı insanlar bir tek yerde yatmaz; insanlar onları nereye koyduysa orada yaşar.

Bugün Bursa’da da Yunus vardır, Karaman’ın eski adı Larende’de de… Manisa’da, Kula ile Salihli arasında Emre Sultan Köyü’nün türbesi de Yunus’a izafe edilir; Erzurum’un Düzce Köyü’nde de, Isparta Keçiborlu’da da, Konya–Aksaray hattında da… Sandıklı’da “Yunus Baba” türbesi halkın dilindedir. Nice sözlü gelenek, nice köy hafızası Yunus’u omuzlarında taşımıştır.

Her biri kendi Yunus’uyla büyümüş bir toplumun parçaları bunlar. Menkıbenin gücü bazen tarihin soğuk gerçeğini aşar; çünkü hakikat sadece arşivlerde değil, kalplerde de yaşar.

Fakat bilim insanları, tarihçiler ve edebiyat araştırmacıları bugün bir mezar üzerinde daha fazla duruyor:
Eskişehir’in Sivrihisar ilçesine bağlı Sarıköy…

Neden mi?

Çünkü Sarıköy’de anlatılanlar diğerlerinden biraz daha derli toplu. Köy hafızası, 19. yüzyıldan bu yana birbirinden bağımsız tanıklıklarla Yunus’un burada yaşadığını, Tapduk Emre’ye buradan gidip geldiğini söylüyor. Dahası, 1947 yılında tren yolu inşaatı sırasında ortaya çıkarılan eski mezar, bugün anıt mezar olarak bildiğimiz yere taşınmış; kemikler incelenmiş, 80 yaşlarında bir erkeğe ait olduğu belirlenmiş. Rivayetler, tarihî akış ve coğrafi tutarlılık hepsi bir noktada birleşmiş.

Ama meseleye takılıp kalmamamız gereken büyük bir taraf var.

Yunus’u bir tek mezarla sınırlamak, onu bu coğrafyanın ortak kaderinden koparmak olur. Yunus, yaşamı boyunca Anadolu’yu dolaşan bir gezgin dervişti. Sadece bir tekkeye, bir vilayete değil; bir millete ruh oldu. Onun için 15 farklı mezar iddiası, bir tarih karışıklığından çok bir gönül zenginliğinin işaretidir. Bu toprakların her köşesi, kendi Yunus’unu yetiştirmiştir aslında.

Bugün Anadolu’nun ruhunu anlamak isteyen herkes, Yunus’un mezarını aramak yerine Yunus’un sözünün nereye gömüldüğüne bakmalıdır:
İnsanın kalbine.

“Beni bende demen, bende değilim;
Bir ben vardır bende, benden içeri.”

Belki de işte bu yüzden Yunus’un mezarını bulmak zor. Çünkü mezar taşına değil, o “benden içeri” olan yere bakmak gerekiyor. Biz o yere ne kadar yaklaşabilirsek, Yunus da bize o kadar yakın olur.

Unutmayalım:
Bazı insanlar toprağa bir kere gömülmez, insanların gönlüne defalarca gömülür.

Biz Yunus’u toprağın altında değil, kelâmının üstünde aramalıyız.

Durmuş ÇELİKTEN
Eğitimci – Yazar