Bazı insanlar yaşadıkları çağın tanığı olur, bazıları ise çağa yön verir. Cemil Meriç, yalnızca yaşadığı dönemi anlamaya çalışan bir mütefekkir değil; geçmiş ile gelecek arasında köprü kuran, düşünce dünyamızın pusulası olmuş bir fikir işçisiydi.

Bugün onun vefatının yıl dönümünde, sadece bir yazarı değil; hakikatin peşinde ömrünü tüketen bir irfan yolcusunu hatırlıyoruz.

Cemil Meriç’in en büyük özelliği, hiçbir kalıba sığmamasıdır. O ne körü körüne Batıcıydı ne de sloganlara teslim olmuş bir Doğucu. Batıyı da Doğuyu da okudu; medeniyetleri karşılaştırdı, kavramları sorguladı, ezberleri bozdu. Herkesin aynı istikamete koştuğu dönemlerde durup “Nereye gidiyoruz?” diye sorabilen cesur bir zihin oldu.

Onun için düşünmek, bir konfor alanı değil; çetin bir mücadeleydi. Bu yüzden eserlerinde kolay cevaplar değil, insanı rahatsız eden sorular vardır. Çünkü Meriç’e göre gerçek aydın; alkış toplayan değil, hakikatin peşinde yürüyendir.

Hayatının en büyük imtihanlarından biri gözlerini kaybetmesiydi. Birçok insan için hayatın duracağı bir noktada, o yeniden ayağa kalktı. Gözlerini kaybetti ama ufkunu kaybetmedi. Karanlığın içinden ışık devşirdi. Belki de bu yüzden onun eserlerinde yalnız bilgi değil, mücadele azmi de vardır.

“Bu Ülke”, “Mağaradakiler”, “Kırk Ambar”, “Umrandan Uygarlığa” ve diğer eserleri bugün hâlâ okunuyorsa bunun sebebi yalnızca güçlü bir üsluba sahip olmaları değildir. Bu eserler, kendi medeniyetimizi yeniden anlamaya çalışan nesiller için birer yol haritasıdır.

Bugün gençlerimizin en büyük problemlerinden biri bilgiye ulaşamamak değil; bilgi yığınları arasında yönünü kaybetmektir. Cemil Meriç’in bize bıraktığı en kıymetli miras da burada ortaya çıkar. O, düşünmenin bir ahlak işi olduğunu hatırlatır. Kendi köklerini bilmeden evrenselliğin mümkün olmayacağını söyler. Başkalarının aynasında kendimizi aramak yerine kendi medeniyetimizin aynasına bakmamız gerektiğini hatırlatır.

Aradan yıllar geçti. Dünyamız değişti, teknolojiler değişti, iletişim araçları değişti. Ancak hakikat arayışı değişmedi. Kimlik bunalımları değişmedi. Kendi değerleriyle bağ kuramayan aydın tipolojisi değişmedi.

Bu yüzden Cemil Meriç hâlâ günceldir.

Bugün onu anmak, sadece mezarı başında dua etmek değildir. Onu anmak; okumaktır, sorgulamaktır, düşünmektir. Kalabalıkların peşinden gitmek yerine hakikatin izini sürmektir.

Vefatının yıl dönümünde Cemil Meriç’i rahmetle yâd ediyoruz.

Geride bıraktığı eserler bize bir kez daha şunu hatırlatıyor:

Bir insanın gözleri kapanabilir; ama fikirleri bir milletin ufkunu aydınlatmaya devam edebilir.