Geçtiğimiz günlerde Türk dünyasında birçok insanı şaşırtan ve üzen bir gelişme yaşandı. Kazakistan Cumhurbaşkanı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi liderini “Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı” sıfatıyla kabul ederek kendisine ülkesinin en yüksek devlet nişanlarından birini takdim etti. Bununla da sınırlı kalmadı. Son dönemde bazı Türk Cumhuriyetlerinin Rum Yönetimi ile diplomatik ilişkilerini geliştirdiği, karşılıklı temaslarını artırdığı ve çeşitli alanlarda iş birliklerine yöneldiği görüldü.

Belki diplomasi dilinde bunlar sıradan gelişmeler olarak değerlendirilebilir.

Ama mesele Kıbrıs olunca durum değişir.

Çünkü Kıbrıs, Türkiye için herhangi bir dış politika başlığı değildir. Kıbrıs, yarım asrı aşan bir milli davadır. Şehitlerimizin emaneti, gazilerimizin hatırası ve Doğu Akdeniz’deki varlığımızın teminatıdır.

Bu nedenle Türk dünyasından gelen her açıklama, her ziyaret ve her fotoğraf karesi sıradan bir diplomatik temas olarak görülmez.

Yıllardır “Bir millet, çok devlet” diyoruz.

Türk Devletleri Teşkilatı’nın ortak geleceğinden söz ediyoruz.

Ortak alfabe, ortak tarih, ortak kültür ve ortak medeniyet vurgusu yapıyoruz.

Peki bütün bunlar ne zaman anlam kazanır?

İşte tam da böyle günlerde…

Kardeşlik, düğünlerde çekilen hatıra fotoğraflarında değil; kritik meselelerde ortaya koyulan tavırda belli olur.

Kimse Türk Cumhuriyetlerinden Türkiye’nin her politikasını kayıtsız şartsız desteklemesini beklemiyor. Her devletin kendi çıkarları, kendi öncelikleri ve kendi diplomatik hesapları vardır.

Ancak kardeşlik hukukunun da bazı kırmızı çizgileri olmalıdır.

Eğer Türk dünyası gerçekten bir aile ise, bu ailenin ortak hassasiyetleri de olmak zorundadır.

Kıbrıs bunlardan biridir.

Rum Yönetimi’nin yıllardır Türkiye’yi “işgalci”, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ise “yasa dışı yapı” olarak göstermeye çalıştığı bir ortamda, Türk Cumhuriyetlerinden gelen bu görüntüler ister istemez gönüllerde soru işaretleri oluşturmaktadır.

Çünkü mesele sadece bir nişan töreni değildir.

Mesele sadece bir diplomatik ziyaret de değildir.

Mesele, Türk dünyasının kendi kardeşinin en temel meselesine hangi gözle baktığıdır.

Bugün ekonomik çıkarlar, ticari ilişkiler veya uluslararası dengeler gerekçe gösterilebilir. Ancak bazı meseleler vardır ki rakamlarla ölçülemez.

Bazı konular vardır ki diplomatik nezaketin ötesindedir.

Bazı konular vardır ki kardeşlik hukukunun sınandığı yerdir.

Kıbrıs da işte böyle bir meseledir.

Türk dünyası, yalnızca ortak zirvelerde verilen fotoğraflardan ibaret olacaksa bunun adı stratejik birliktelik değil, sembolik yakınlık olur.

Fakat ortak tarih ve ortak kader iddiası samimiyse, o zaman herkes şunu bilmelidir:

Kardeşlik sadece güzel söz söylemek değildir.

Kardeşlik, kardeşinin kırmızı çizgilerine saygı göstermektir.

Bugün yaşananlar belki unutulur.

Diplomatik ziyaretler gelir geçer.

Ama milletlerin hafızasında kalan şey, zor zamanlarda kimin nerede durduğudur.

Ve tarih, bu sorunun cevabını mutlaka yazar.