Temmuz ayı… Takvimde sıradan bir yaz ayı gibi görünse de, özellikle büyük şehirlerde yaşayanlar için bir dayanıklılık testidir âdeta.
Beton duvarların gündüz sıcağını geceye sakladığı, asfaltın hâlâ kavrulmaya devam ettiği, pencerelerin açık kalmasına rağmen serinliğin bir türlü içeri giremediği bir dönem.
İnsan, en çok da geceleri anlar yazın ne kadar yorucu olduğunu. Uyuyamamak, terlemek, döne döne sabahı beklemek…
Sıcak, bu ayda yalnızca bir hava durumu değil, bir yaşam biçimine dönüşür.
Gecenin Karanlığında Yanmak
Gün boyu yükselen sıcaklık, güneş battığında bile düşmüyor. Termometre 30 derecenin altına inmedi mi, insanın uyuyacak hâli kalmıyor.
Klima varsa ayrı bir dert, yoksa bambaşka. Klimanın sesi, serinliğinden çok gürültüsüyle sabote eder uykuyu.
Üstelik sürekli çalıştırmak, hem sağlık hem de bütçe açısından zorluk çıkarır.
Pencereyi açsan sinek girer, kapatsan içerisi hamam olur.
Uykusuzluk, yorgunluktan değil; vücudun sıcakla baş etmeye çalışmasından kaynaklanır artık.
Sıcaktan Kaçmak Mümkün mü?
Kırsalda, özellikle ormanlık alanlara yakın köylerde, rüzgâr hâlâ serinliğini korur. Geceleri yıldızların altında uyumak bir keyiftir. Ama şehirde öyle mi? Betonun, camın, plastiğin hüküm sürdüğü mahallelerde, rüzgâr bile tereddüt eder dolaşmaya.
Şehir artık bir fırındır... Geleni de gideni de yakar.
İnsanlar balkona çıkar, kaldırımda sandalye atar, parkta oturur. Uyuyamayanlar sokak lambası altında sabaha kadar yürür. Ama nereye kadar kaçılabilir sıcaktan?
Ruhun da Terlediği Zamanlar
Sıcak yalnızca bedeni değil, ruhu da sıkıştırır. İnsan kendini yorgun, huzursuz, isteksiz hisseder. Gündüzleri bir rehavet çöker; işler aksar, dikkat dağılır. Geceleri uykusuzluk başlar; gözler kapanmaz, zihin susmaz.
Bu döngü birkaç gün sürdüğünde kişi sabırsız, gergin ve sinirli olur. Küçük şeyler büyür, gülümsemeler kaybolur.
Temmuz ayı, bazı ilişkilerin çatladığı, sabır sınırlarının zorlandığı zaman dilimidir.
Eskiden Böyle miydi?
Birçoğumuzun çocukluğu “cehennem gibi sıcak” Temmuzlara denk gelse de, bugünlerin sıcaklığı çok daha yıpratıcı.
İklim değişikliği denilen büyük gerçeğin ayak sesleri, artık sadece haberlerde değil, yatak odamızda, mutfağımızda, sokaklarımızda.
Geçmişte sabahın erken saatlerinde hissedilen tatlı serinlikler, artık pek uğramıyor mahalle aralarına.
Gece yarısı dışarı çıkınca bile üzerimize yapışan sıcak hava, artık sıradan bir durum hâline geldi.
Sıcaklara Karşı Ne Yapmalı?
İdeal çözüm elbette sistematik, toplumsal ve ekolojik adımlar. Ancak bireysel ölçekte alınacak küçük önlemler de azımsanamaz.
Gündüz saatlerinde doğrudan güneş alan odaları perdelerle karartmak, vantilatörü buz dolu bir kapla birlikte kullanmak, serinletici duşlar almak, sıvı tüketimini artırmak…
Bunlar belki sizi bu yaz sıcağından kurtarmaz ama, gecenizi biraz daha katlanılır kılabilir. Uykusuzluk kader değildir; biraz akıl, biraz da sabırla yönetilebilir.
Sonuç olarak; Temmuz sıcağı, insanın doğayla ilişkisinde bir uyarı gibidir.
Her yıl artan sıcaklar, bizlere sadece “bu gece de uyuyamadım” dedirtmiyor; aynı zamanda “nerede hata yaptık?” diye sordurtuyor.
Şehirlerimizi, evlerimizi, yaşam alışkanlıklarımızı doğaya rağmen değil; doğayla birlikte tasarlamadığımız sürece, her Temmuz gecesi daha da zorlaşacak.
Belki bu uykusuzluklar, bir şeyleri değiştirmemiz gerektiğinin ilk işaretidir.