Bir eğitimci olarak yaşadığımız bazı olayların ardından kendime hep aynı soruyu soruyorum: Biz çocuklarımıza nasıl bir gelecek hazırlıyoruz?
Sınıflarımızda sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü, empatiyi ve insan hayatının kutsallığını anlatıyoruz. Anlaşmazlıkların konuşarak çözülmesi gerektiğini öğretiyoruz. Ancak çocuklarımız okuldan çıktıklarında nasıl bir dünyayla karşılaşıyor?
Televizyonlarda silahların konuştuğu diziler, dijital platformlarda şiddetin sıradanlaştırıldığı yapımlar, sosyal medyada defalarca paylaşılan cinayet görüntüleri ve giderek büyüyen bireysel silahlanma sorunu…
Manisa'nın Turgutlu ilçesindeki İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde yaşanan silahlı saldırı, bütün bu meseleleri yeniden gündemimize taşımalı.
İkisi ağır 11 kişinin yaralandığı, üç kişinin yoğun bakımda tedavi gördüğü bir olaydan söz ediyoruz. Bir okulun önünde silahlar patlıyor, insanlar yaralanıyor ve eğitim öğretime ara veriliyor.
Bu olayın adli boyutu elbette araştırılacak. Ancak bizler yalnızca olayın nasıl gerçekleştiğini değil, benzer olayların yaşanmasına zemin hazırlayan toplumsal koşulları da sorgulamak zorundayız.
Şiddeti bu kadar görünür kılan, silaha ulaşmayı kolaylaştıran ve öfkeyi sıradanlaştıran bir ortamda çocuklarımıza nasıl güvenli bir gelecek sunacağız?

Silah bir çocuğun eline nasıl geçiyor?

Üzerinde özellikle durmamız gereken konulardan biri de bireysel silahlanma.
Henüz 15 yaşındaki bir çocuğun eline bir av tüfeği geçebiliyor ve o çocuk okulun yakınında arkadaşlarına ateş açabiliyor. Soruşturma kapsamında silahın nasıl temin edildiği, nasıl muhafaza edildiği ve ailenin gözetim sorumluluğu araştırılıyor.
Bu noktada sormamız gereken soru yalnızca silahın kime ait olduğu değil. Bir çocuğun erişebileceği yerde neden ateşli silah bulunuyor?
Ruhsatlı ya da ruhsatsız olması fark etmeksizin, bir silahın çocukların ulaşabileceği şekilde muhafaza edilmesi kabul edilemez. Ruhsatsız silahların temin edilmesi ve internet üzerinden silah satışına ilişkin denetimler de ayrıca ele alınmalıdır.
Silah edinme ve bulundurma koşulları, mühimmat satışı ve silahların evlerde güvenli biçimde saklanması konusunda çok daha etkili önlemlere ihtiyaç var.
Bir okulun çevresine güvenlik görevlisi yerleştirmek elbette önemlidir. Ancak bir çocuğun evden silah alıp sokağa çıkmasını önleyemiyorsak güvenlik meselesini yalnızca okulun kapısında çözmeye çalışıyoruz demektir.

Ekranlarda şiddet, sokaklarda silah

Meselenin bir başka boyutu ise şiddetin çocuklarımıza sunuluş biçimi.
Bazı film ve dizilerde silah kullanmak güç göstergesi, intikam almak cesaret, insanları tehdit etmek ise saygınlık kazanmanın yolu olarak gösteriliyor. Sosyal medyada gerçek cinayetlerin ve okul saldırılarının görüntüleri tekrar tekrar paylaşılıyor.
Özellikle gerçek okul saldırılarını konu alan videoların, saldırganları öne çıkaran haberlerin ve cinayetlerin işleniş biçimini ayrıntılarıyla anlatan içeriklerin yayımlanması konusunda çok daha duyarlı olunmalıdır.
Burada söz konusu olan haberlerin gizlenmesi değil, çocuklarımızın korunmasıdır. Şiddeti özendirebilecek görüntülerin dolaşıma sokulmasıyla toplumun haber alma hakkı birbirinden ayrılmalıdır.
Elbette şiddet içerikli yayınları tek başına bu saldırının nedeni olarak göstermek doğru olmaz. Ancak çocuklarımızın izledikleri içerikleri, maruz kaldıkları şiddet görüntülerini ve bunların olası etkilerini de göz ardı edemeyiz.

Eğitim yalnızca okulun sorumluluğu değildir

Biz eğitimciler çocuklarımıza sorunlarını konuşarak çözmeyi, öfkelerini kontrol etmeyi ve başkalarının yaşam hakkına saygı göstermeyi öğretiyoruz.
Ancak çocuğun yaşadığı çevrede şiddet normalleşiyorsa, evinde silaha erişebiliyorsa, izlediği yayınlarda silahlı kişiler kahramanlaştırılıyorsa okulda verdiğimiz eğitimin toplumsal karşılığını da sorgulamak zorundayız.
Aile, okul, medya ve ilgili kamu kurumları bu sorumluluğu birlikte üstlenmelidir.
Turgutlu'da yaşanan saldırının ardından yalnızca okul güvenliğini konuşmak yeterli değildir. Silaha erişimin önlenmesi, şiddet içerikli yayınlarda çocukların korunması, ailelerin bilinçlendirilmesi ve öğrencilerin psikolojik açıdan desteklenmesi birlikte değerlendirilmelidir.
Yaralı öğrencilerimizin bir an önce sağlıklarına kavuşmasını diliyorum.
Bir eğitimci olarak üzerinde durduğum temel mesele şu:
Biz okulda çocuklarımıza insan hayatının değerini öğretirken onların yaşadığı dünyada insan hayatını tehdit eden koşulları değiştirmek için ne yapıyoruz?
Çünkü çocuklarımızın güvenliğini sağlamak, yalnızca okulun kapısını korumakla değil, o kapının dışındaki dünyayı da güvenli hale getirmekle mümkündür.