İnsanlık tarihi; bireysel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi adına atılan adımların, bazen farkında olmadan, bazen de bilinçli olarak toplumsal yapının en kutsal çekirdeğini, yani aileyi nasıl tahrip edebildiğinin ibretlik örnekleriyle doludur.
Geçtiğimiz günlerde bir ulusal gazetenin hafta sonu ekinde yer alan gurbetçi bir Türk sanatçının hikayesi, bizi bu acı gerçekle bir kez daha yüzleştirdi.
Kırmızı ışık ihlali yapan evli bir sanatçının, yanındaki yabancı bir kadınla çekilen trafik cezası fotoğrafının eşine ulaşması ve ardından gelen boşanma süreci, ilk bakışta sıradan bir magazin figürünün sadakatsizliği gibi görünebilir. Ancak asıl tehlike, bu olayın hukuki ve küresel boyutunda gizlidir:
Bu kişinin açtığı dava sonucu "özel hayatın gizliliği" gerekçe gösterilerek trafik cezası fotoğraflarında yan koltukta oturanların yüzünün kapatılması kuralı getirilmiş, bu uygulama zamanla ülkemiz dahil tüm dünyaya yayılmıştır. Bireysel özgürlük ve hak kılıfı altında, gayriahlaki ve gayrimeşru ilişkilerin hukuk yoluyla adeta koruma altına alınması, toplumsal çürümenin uluslararası mevzuata nasıl sirayet ettiğinin açık bir delilidir.
AİLE:Toplumun ve İnsan Fıtratının Koruyucu Kalkanı…
Bu tür yasal düzenlemeler, bireyin "istediğini yapma" özgürlüğünü kutsarken; doğrudan sadakat yükümlülüğünü, karşı cinsin (özellikle de mağdur edilen eşlerin) hakkını ihlal etmekte ve en önemlisi, sağlıklı bir neslin yetişeceği aile kurumunun temeline dinamit koymaktadır.
Bireysel hak adı altında meşrulaştırılan bu tür fıtrat dışı yaklaşımlar, ne sosyolojiyle ne de psikoloji bilimiyle izah edilebilir.
Çünkü insan psikolojisi güven, sadakat ve aidiyet üzerine kuruludur; bu bağ koptuğunda toplum ruhsal bir çöküşe sürüklenir.
Yüce Yaratıcı, insan fıtratını temiz ve kötülüklerden uzak kalacak şekilde tasarlamış, tüm semavi dinler vasıtasıyla aileyi mukaddes kılmış ve neslin korunmasını emretmiştir.
Kur'an-ı Kerim, bireysel hevaların (arzuların) evrenselleşen yasalar haline gelmesinin yaratacağı tehlikeye karşı insanlığı net bir şekilde uyarır:
Eğer hak, onların arzularına uysaydı, gökler ile yer ve onlarda bulunanlar elbette bozulup gitmişti..." (Mü'minûn Suresi, 71. Ayet)
Bu ayet-i kerime; hukukun ve hakkın, kişilerin anlık zaaflarına ve gayriahlaki arzularına göre şekillendirilmesinin küresel bir bozuluşa (fesada) yol açacağını açıkça ortaya koymaktadır.
Bugün trafik cezası fotoğraflarındaki yüz kapatma detayıyla başlayan "gizlilik" hakkı, özünde sadakatsizliğin ve aile dışı gayrimeşru ilişkilerin üzerini örten hukuki bir zırha dönüşmüştür.
Kötülüğün Sıradanlaşması ve Küresel Tehdit
İnsanın kendi özüne ve fıtratına yabancılaşması, toplumların çöküşünü hızlandırır.
Nitekim bir başka ayette şöyle buyrulur:
İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu.
Allah, dönmeleri için yaptıklarının bazı kötü sonuçlarını böylece onlara tattırıyor." (Rûm Suresi, 41. Ayet)
Modern dünya; "birey hakları" ve "özgürlük" kavramlarını çarpıtarak insanı fıtratına düşman bir çizgiye çekmektedir.
Bu durumun temelinde ise adeta ilahi iradeye ve fıtrata karşı bir başkaldırı yatmaktadır.
Eşlerin birbirine olan haklarını yok sayan, sadakatsizliği yasaların arkasına gizleyen bu anlayış, semavi dinlerin hiçbirinde kabul görmediği gibi insanlığın ortak vicdanında da derin yaralar açmaktadır.
Ahlaki ve vicdani hassasiyete sahip insanlar olarak net bir şekilde görmeliyiz ki; ulusal ve uluslararası arenada "özgürlük" adı altında servis edilen düzenlemeler, eğer fıtratı ve aileyi korumuyorsa, insanlığın sonunu hazırlayan küresel bir tehdittir. Unutulmamalıdır ki, ailenin yıkıldığı yerde ne sağlıklı bir nesil kalır ne de güvenli bir gelecek.
Yasalar kötülüğü gizlemek için değil, erdemi ve adaleti yaşatmak için var olmalıdır.
Ey Muhammed!) Bu, ayetlerini düşünsünler ve akl-ı selim sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır." (Sâd Suresi, 29. Ayet)
