Makam, Para ve Zafiyet Kıskacında İlkeler….
Ünlü yazar George Bernard Shaw’a atfedilen meşhur bir hikâye vardır.
Hikâyenin tarihsel doğruluğu tartışılsa da, insan doğasının çıplak gerçeğini yüzümüze vurması açısından güncelliğini hiç kaybetmez.
Rivayete göre Shaw, katıldığı bir davette yanındaki aristokrat hanımefendiye dönüp, milyoner bir adamın astronomik bir meblağ karşılığında kendisiyle bir gece geçirmek istemesi durumunda bunu kabul edip etmeyeceğini sorar.
Kadın biraz düşündükten sonra, "Bu kadar büyük bir servet karşılığında, evet, sanırım hayır diyemezdim" der.
Shaw bu kez teklifi dramatik bir şekilde düşürür ve "Peki, 5 sterlin karşılığında?" diye sorar.
Kadın öfkeyle haykırır: "Siz beni ne sanıyorsunuz!"
Shaw’un hafızalara kazınan o soğukkanlı cevabı, bugünün dünyasını da özetler niteliktedir:
“Sizin ne olduğunuzu zaten anladık hanımefendi; şu an sadece fiyatı konuşuyoruz."
Bu çarpıcı diyalog, insan karakterinin en hassas, en kırılgan noktasına işaret eder:
Değerlerin, menfaat ve zaaflar karşısında ne kadar sağlam kalabildiği...
Çağın Üç Büyük Sınavı vardır ,Makam, Para ve Zafiyetler…
Bugün bu sarsıcı hikâyeyi yalnızca bireysel bir ahlak anekdotu olarak okumak, içinde yaşadığımız dönemin panoramasını eksik bırakır.
Çünkü modern insan; güç (makam), maddi kazanç (para) ve nefsani arzular (karşı cinse olan zaaflar) üçgeninde tarihin en büyük samimiyet testinden geçiyor.
Günümüzde ilkelerin yerini pazarlıkların, duruşların yerini ise "fiyat listelerinin" aldığı bir illüzyon çağındayız.
Hayatın farklı kulvarlarında bu üç zaafın insanı nasıl dönüştürdüğüne birlikte bakalım:
Koltuk Sevdası ve Makam Hırsı üzerinden değişimler…
Siyaset sahnelerinden bürokrasiye kadar uzanan koridorlarda dün en sert eleştirileri yapanların, bugün en ateşli savunuculara dönüştüğünü hayretle izliyoruz.
Değişen şey fikirler ya da ideolojiler değil; sadece sunulan makamlar ve güç dengeleridir.
Gücü elinde tutanın eteğine tutunmak için geçmişteki tüm söylemlerini bir gecede çöpe atanlar, Shaw’un hikayesindeki pazarlığı siyasi ikballeri için yapanlardır.
Onlar için ilke, sadece bir sonraki makama kadar taşınacak bir yüktür.
Cüzdanın Gölgesindeki Sadakat Üzerinden Bakalım…
İş dünyasında ve sosyal hayatta "para" her kapıyı açan bir anahtar olarak görüldükçe, sadakat de vadeli bir hesaba dönüşüyor. Kâr marjı yüksekken kurumlara ve insanlara sadakat yemini edenler, rüzgâr tersine döndüğünde veya daha büyük bir maddi teklif aldığında yıllarca övdükleri değerleri bir anda karalayabiliyorlar. Maddi çıkarın olduğu yerde konuşulan şey değerler değil, sadece "etiketin üzerindeki rakam" oluyor.
Maskeleri Düşüren Zaaflar ve Karşı Cinse Meyil Üzerinden Bakalım…
İnsanoğlunun en eski ve en korumasız olduğu alanlardan biri de şüphesiz karşı cinse, tutkularına ve nefsine karşı olan zafiyetidir.
Nice entelektüel birikimlerin, büyük kariyerlerin, sarsılmaz sanılan ailelerin ve topluma yön veren isimlerin anlık bir zafiyet uğruna tüm ilkelerini nasıl sıfırladığına şahit olduk ve oluyoruz.
Güç ve para sahibi olan insanların, karşı cins karşısında sergiledikleri bu iradesizlik, aslında maskelerin düştüğü ve gerçek karakterin çırılçıplak kaldığı o kırılma anıdır.
Shaw’un hikayesindeki asıl ironi de tam olarak burada gizlidir.
Karakter Bir Fiyat Değil, Bedel İşidir
Gerçek karakter; bollukta değil yoklukta, kazançta değil kayıpta, alkışlanırken değil yalnız kalındığında ortaya çıkar.
İlkeler, yalnızca kişisel çıkarlarla ve arzularla uyumlu olduğu sürece savunuluyorsa, onlar artık birer ilke değildir; sadece doğru zamanı bekleyen birer pazarlık malzemesidir.
Elbette insanın fikirlerinin değişmesi, olgunlaşması ve hatalarından dönmesi bir erdemdir.
Ancak burada bahsettiğimiz şey entelektüel bir dönüşüm değil; menfaat ve zaaf değiştikçe ahlak değiştirmektir.
Bugün toplum olarak en çok özlemini duyduğumuz şey; makam koltuğuna, paranın ışıltısına veya nefsinin oyunlarına teslim olmayan, "bedeli ne olursa olsun" doğrunun yanında durabilen insanlardır.
Çünkü dürüstlük bir makamın; sadakat maddi bir kazancın; ahlak ise anlık zafiyetlerin konusu olamayacak kadar mukaddestir.
George Bernard Shaw’un o acımasız nüktesi bize her sabah aynaya baktığımızda kendimize sormamız gereken o can alıcı soruyu hatırlatıyor:
Çıkarlarımız, hırslarımız ve zaaflarımız ilkelerimizle çatıştığında, masada konuşulan şey değerlerimiz mi, yoksa sadece fiyatımız mı?
Unutmamak gerekir ki karakter, fiyatı olan bir meta değil; gerektiğinde her türlü bedeli ödemeyi göze alan asil bir duruştur.
İsra:70-“Andolsun, biz Âdemoğullarını şerefli (mükerrem) kıldık…”
