Toplum içinde öyle insanlar vardır ki gönüllerde yer edinir, hafızalarda yaşamaya devam eder.

İşte Hacı Hafız Hüseyin Yayla da Boyabat'ın yetiştirdiği, din hizmetine ömrünü vakfetmiş, ardında güzel hatıralar ve hayır duaları bırakmış kıymetli insanlardan biridir.

Din görevliliği, yalnızca bir meslek değildir. Ezan okumaktan, namaz kıldırmaktan veya vaaz vermekten ibaret hiç değildir.

Din görevlisi; toplumun vicdanına dokunan, insanların sevinçlerine ortak olan, acılarına merhem olmaya çalışan, yolunu kaybedene istikamet gösteren, kırılan gönülleri tamir etmeye çalışan bir rehberdir.

Bu yüzden din görevlisi olmak kadar, din görevlisi kalabilmek de büyük bir sorumluluk ister.

Boyabat'ta gerek müezzin, gerek imam-hatip, gerekse müftülük personeli olarak görev yapan Hüseyin Yayla'nın hayatına baktığımızda, bu sorumluluğun hakkını vermeye çalışmış bir insan görürüz.

O, bulunduğu her yerde yalnızca görev yapan değil; gönüller kazanan, insan yetiştiren ve örnek olan bir şahsiyetti.

Ben kendisini ilk olarak Erenlik Tepesi Camii'nde tanıdım. Ancak onu asıl tanıma ve yakından gözlemleme fırsatım Boyabat Müftülüğünde çalıştığı dönemlerde oldu.

Hayat bazen insanlara farklı roller yükler. Hüseyin Yayla da benim hayatımda zaman zaman hocam, zaman zaman şefim, zaman zaman ağabeyim, zaman zaman da arkadaşım oldu.

Birlikte içtiğimiz çayların, yaptığımız sohbetlerin sayısını bugün hatırlamam mümkün değil. Ancak o sohbetlerde dile getirilen bazı sözler vardır ki, yıllar geçse de insanın zihninden silinmez.

Hüseyin Yayla'nın sıkça ifade ettiği bir düşünce vardı:

"Din adamı, toplumun adamıdır. Temiz olmalı, temiz giyinmeli, güven zedeleyici söylemlerden ve eylemlerden uzak durmalı, her işe karışmamalı. Saygın olmalı, ahlâklı ve dürüst olmalı; Allah Resûlü'nün varisi olduğunu bilmeli..."

Aslında bu sözler onun sadece dilinden dökülen cümleler değildi; hayat anlayışının özeti, meslek ahlâkının manifestosuydu. Çünkü o, insanlara anlattığı değerleri önce kendi hayatında yaşamaya gayret edenlerdendi.

Günümüzde insanlar, söylenenden çok yapılanlara bakıyor. Verilen nasihatlerden önce örnek arıyor.

İşte bu noktada din görevlilerinin omuzlarındaki yük daha da ağırlaşıyor. Minberden anlatılan bir cümlenin tesiri, onu söyleyen kişinin hayatındaki karşılığı kadar oluyor. Hüseyin Hoca'nın önem verdiği husus da tam olarak buydu: Güven...

Çünkü güven, bir din görevlisinin en büyük sermayesidir.

Bir imamın sesi güzel olabilir, hitabeti güçlü olabilir, bilgisi derin olabilir. Ancak insanlar ona güvenmiyorsa bütün bunların değeri eksik kalır.

Hüseyin Yayla, güvenin yıllarca emek verilerek kazanıldığını, fakat bir anlık yanlışla kaybedilebileceğini bilenlerdendi.

Onun anlayışında din hizmeti; insanları yargılamak değil anlamak, kırmak değil kazanmak, uzaklaştırmak değil yaklaştırmaktı.

Belki de bu yüzden sohbetlerinde sertlik değil nezaket, öfke değil hikmet, üstünlük taslamak değil tevazu hâkimdi.

Bugün geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki insanlar hayattan ayrılırken makamlarını, unvanlarını ve sahip oldukları imkânları götürmüyorlar. Geriye bıraktıkları güzel hatıralar, yetiştirdikleri insanlar ve haklarında edilen dualar kalıyor.

Bir ömrün gerçek bilançosu da budur zaten.

Boyabat'ın camilerinde, minberlerinde, müftülük koridorlarında geçen yılların ardından Hüseyin Yayla'nın ardında bıraktığı en değerli miras da sanırım budur:

Güvenilir bir din görevlisi olabilmenin, saygın bir insan olarak yaşayabilmenin ve insanlara güzel örnek olabilmenin mümkün olduğunu göstermek...

Hayatın hızlı akışı içinde çoğu zaman kıymetli insanların değerini yeterince ifade edemiyoruz. Oysa vefa, hatırlamaktır.

Güzel insanları hayırla yâd etmek, onların bıraktığı izleri gelecek nesillere aktarmaktır. Çünkü insanlar ölür; fakat güzel ahlâk ölmez. İnsanlar göçer gider; fakat gönüllerde bıraktıkları izler yaşamaya devam eder.

Bugün Hüseyin Hoca'yı düşündüğümde zihnimde makamlar, görevler veya resmi sıfatlar canlanmıyor. Bir çay sohbeti, samimi bir nasihat, yol gösteren bir ağabey tavrı ve meslek ahlâkına dair söylenmiş hikmetli sözler geliyor aklıma.

Hacı Hafız Hüseyin Yayla, Sinop’un Boyabat ilçesinde doğmuş, uzun yıllar Boyabat Müftülüğünde görev yapmış ve emekliliğinin ardından da dini hizmetlerden kopmamış bir din görevlisidir.

Emekli olduktan sonra hac organizasyonlarıyla ilgilenmiş, Boyabat halkının kutsal yolculuklarını düzenli ve huzurlu şekilde gerçekleştirmelerine katkı sağlamıştır.

Benim için geride bıraktığı güzel hatıralar ve örnek duruş, onu tanıyanların gönüllerinde yaşamaya devam edecektir.

Çünkü bazı insanlar görev yaparlar ve unutulurlar. Bazı insanlar ise gönüllere dokunurlar ve daima hatırlanırlar.

Hüseyin Yayla, işte o ikinci grupta yer alan güzel insanlardan biridir.

Rabbim kendisine sağlık ve afiyet içinde hayırlı ömürler nasip etsin.