Geçtiğimiz günlerde kaleme aldığım “Emirtolu’da Saklı Kalan Hafıza: Yeniçerleler” başlıklı yazının ardından çok sayıda mesaj aldım. Yazının en dikkat çekici tarafı sanırım şuydu: İnsanlar yalnızca bir yazıyı okumadı, aynı zamanda kendi hafızalarını da hatırlamaya başladı.
Kimi aile büyüklerinden duyduğu hikâyeyi anlattı…
Kimi köyde kullanılan eski kelimeleri yazdı…
Kimi ise çocukluğundan kalan bir yaşam biçimini yeniden hatırladı…
İşte tam bu noktada fark ettim ki mesele yalnızca “Yeniçerle” adıyla sınırlı değil. Asıl mesele, Emirtolu’nun hâlâ taşıdığı kültürel hafızadır.
Çünkü bazı kültürler kitaplarda değil, yaşam biçimlerinde yaşamaya devam eder.
Örneğin bizim köyde yıllardır süregelen bir düzen vardır:
Ambargerişi yazlak olarak kullanılır, Bostanderesi ise kışlak karakteri taşır.
Ambargerişi daha yüksek, daha serin ve yayla özelliği gösteren bir alandır. Bostanderesi ise daha aşağıda, dağların arasında, kış şartlarına karşı daha korunaklı ve daha ılıman bir yapıdadır.
Yazın yaylaya çıkılır…
Kışın aşağıya inilirdi…
Hayvancılık yapılırdı…
Tarım devam ederdi…
Aslında bu yalnızca ekonomik bir düzen değil; aynı zamanda tarihî bir yaşam biçimidir.
Çünkü Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya taşıdığı en önemli kültürel yapılardan biri yaylak-kışlak sistemidir. Yazın yüksek alanlara çıkmak, kışın daha korunaklı bölgelere çekilmek; göçebe ve yarı göçebe Türk yaşamının temel karakterlerinden biridir.
Belki de bu yüzden bizim sülaleye yıllarca “Yörük” denildi.
Bugün şehirleşen dünyada bu ifade çoğu zaman sıradan bir lakap gibi görülüyor. Oysa geçmişte “Yörük” sözü yalnızca bir isim değil; hareketli yaşamı, yaylayı, hayvancılığı ve doğayla kurulan bağı anlatıyordu.
Şimdi dönüp bakınca şunu daha iyi anlıyorum:
Bir toplumun geçmişi bazen yalnızca arşivlerde değil, yaşam alışkanlıklarında da saklıdır.
Rahmetli Bekir Başoğlu’nun aktardığı Osmanlı kayıtlarında geçen:
“Durağan kazasına tabi Dütmen Divanı’nda Emirtolu Kariyesi ahalisi…”
ifadesi de aslında bu hafızanın başka bir yönünü gösteriyor.
Özellikle “divan” sistemi Karadeniz’in dağlık coğrafyasına uygun bir idarî yapılanmaydı. Çünkü bu bölgelerde yerleşimler tek merkezde toplanmıyor; yaylalara, vadilere ve iklim şartlarına göre parçalı şekilde gelişiyordu.
Yani coğrafya yalnızca insanın yaşadığı yeri değil, hayat tarzını da şekillendiriyordu.
Belki de bugün hâlâ Emirtolu’nun dağlarında yaşayan şey tam olarak budur:
Coğrafyanın koruduğu kültürel hafıza…
Kesin hükümler vermek kolay değil elbette. Fakat:
• yaylak-kışlak düzeni,
• Yörük hafızası,
• eski Türkçe kelimeler,
• sözlü anlatılar,
• dağlık yerleşim yapısı,
• ve Osmanlı kayıtları
aynı noktaya işaret etmeye başladığında, insan geçmişin izlerini daha dikkatli okumaya başlıyor.
Belki tarih yalnızca kitaplarda değildir.
Belki bazen bir yayla yolunda, bir göç vaktinde, bir köy isminde ya da hâlâ sürdürülen bir yaşam biçiminde yaşamaya devam ediyordur…
