​Bir şehrin sağlıklı işleyebilmesi, atık sularının yönetilmesi ve halk sağlığının korunması için bu "görünmez" yeraltı yatırımları kentin en hayati damarlarıdır.
​Bu milimetrik altyapı tablolarına bakarken, modern şehir planlamasına yönelttiğim o sarsıcı eleştiri yankılanıyor zihnimde: Kentin altındaki boruları ve kentin üstündeki araç trafiğini böylesine ince hesaplarken, kentin üstündeki "insan yaşamını" neden tamamen tesadüflere bırakıyoruz?

​Yöneticilerin ve planlamacıların sadece "sayabildikleri ve ölçebildikleri" şeyleri geliştirdiklerini söyler. Geleneksel planlamada teknik altyapı için devasa binalar dolusu mühendis çalışır. Kanalizasyon borularından saniyede kaç litre su aktığını, elektrik şebekesinin kapasitesini veya otoyoldan saatte kaç aracın geçtiğini tamı tamına biliriz. Peki, bugün o caddenin köşesinde kaç kişi durup birbiriyle sohbet etti? Kaç yaşlı insan dışarı çıkıp bir bankta rahatça güneşlenebildi? Yaya yollarımızın kaç kilometresi gerçekten güvende hissederek, keyifle yürünebilir durumda?

​Şehirlerimizde "Kanalizasyon Altyapısı Daire Başkanlığı" vardır ama ne yazık ki "İnsan Yaşamı ve Kamusal Alan Daire Başkanlığı" yoktur. Bizler teknik altyapıyı büyük bir ciddiyetle bütçelendirir ve inşa ederiz. Ancak konu insanların yürüyeceği, çocukların oynayacağı veya komşuların sosyalleşeceği alanlara gelince, bunlar genellikle "binalardan ve yollardan arta kalan boşluklara" yapılan basit peyzaj makyajlarına dönüşür.

​Yerin altında kilometrelerce kesintisiz bir boru ağı kurmakla övünen şehirlerimiz, yer üstünde yayalar ve bisikletliler için 5 kilometrelik kesintisiz, güvenli ve insan ölçeğinde bir ağ kurmakta çoğu zaman sınıfta kalır. Oysa görseldeki gibi devasa yeraltı projeleri bir şehrin biyolojik ve fiziksel sağlığı için ne kadar gerekliyse, yeryüzündeki kamusal alanların tasarımı da o şehrin sosyal sağlığı ve ruhu için o kadar elzemdir.
​Şehrin asıl altyapısının "insan" olduğunu hatırlamak gerek. Yerin altındaki o kusursuz boru ağları atıklarımızı taşıyarak bizi hastalıklardan korur; yerin üstündeki nitelikli sokaklar, meydanlar ve yaya yolları ise insanları bir araya getirerek bizi yalnızlıktan, yabancılaşmadan ve mutsuzluktan korur.
​Belki de artık kentlerimizin sunumlarında, "yeraltı şebekesi"nin hemen yanında, "İnsanların keyifle vakit geçirebileceği, otomobillerden arındırılmış yeni insan altyapısı" gibi hedefleri de görebilmeliyiz. Çünkü kentin altı ne kadar sağlam olursa olsun, üstünde insan ölçeğinde yaşanmaya değer bir hayat kurgulanmadığı sürece o şehir her zaman eksik kalacaktır.