Yeni eğitim yılı bugün itibarıyla başladı.
Sabahın erken saatlerinde okul bahçeleri çocuk sesleriyle doldu. Uzun bir yaz tatilinin ardından sınıflar yeniden öğrencilerine kavuştu. Koridorlarda telaş, bahçelerde heyecan, öğretmenlerde yeni bir yılın sorumluluğu vardı.
Ve beklenen ilk zil çaldı.
O zil, yalnızca dersin başladığını haber vermedi.
Bir bakıma hepimize yeniden bir sorumluluğu hatırlattı.
Çocuklarımızı ne kadar koruyabiliyoruz?
Yeni eğitim yılı öncesinde okul yönetimleri hazırlıklarını tamamladı. Okulların fiziki güvenliği gözden geçirildi. Giriş çıkışlar düzenlendi. Güvenlik tedbirleri artırıldı.
Emniyet güçleri okul çevrelerinde denetimleri sıklaştırdı.
Servislerden okul bahçelerine, trafik güvenliğinden çevredeki risklere kadar pek çok başlık yeniden ele alındı.
Bütün bunlar elbette önemli.
Çünkü çocuklarımızın güvenli bir okul ortamında eğitim görmesi, toplum olarak ortak sorumluluğumuzdur.
Ancak burada durup kendimize daha zor bir soru sormamız gerekiyor:
Okul güvenli… Peki ya ev?
Okul çevresi güvenli…
Sokaklar denetleniyor…
Servisler kontrol ediliyor…
Peki çocuklarımız evlerinin kapısından içeri girdikten sonra ne oluyor?
Asıl mesele belki de tam burada başlıyor.
Çünkü çocuklarımızı çoğu zaman dışarıdaki tehlikelere karşı korumaya çalışırken, evin içindeki görünmez riskleri gözden kaçırabiliyoruz.
