Prof. Dr. Selçuk Şirin, önceki yıllarda Oksijen gazetesine verdiği bir röportajda şöyle der:
“İyi ebeveynlik; bilinçli seçmen olmakla, çocuğunun geleceğiyle ilgili kararları sandıkta vermekle başlar. Siyasete karışmıyorsan siyaset senin çocuğunun geleceğine karışır.”
Bu söz, yalnızca siyasete değil; çocukların geleceğini şekillendiren bütün yetişkinlerin sorumluluğuna dair de önemli bir gerçeği ortaya koyuyor.
Kamu kaynakları ve toplumun alın teriyle yetişen, kamu adına görev yapan herkes; öğrencinin, velinin ve halkın karşısına çıkarken taşıdığı sorumluluğun bilincinde olmak zorundadır. Çünkü çocuklar yalnızca söylenenleri değil, yetişkinlerin yaptıklarını da öğrenir.
Bu nedenle;
- Hastanede alkol ve sigaranın zararlarını anlatan bir doktorun, kendi yaşamında da anlattığı sağlık ilkeleriyle mümkün olduğunca tutarlı olması,
- Okulda saygı, hoşgörü ve sağlıklı yaşamdan söz eden bir öğretmenin, davranışlarıyla öğrencilerine olumlu bir örnek oluşturması,
- Nöbetçi olduğu veya öğrencilerin görebileceği alanlarda bulunduğu zamanlarda sigara içmeyen; kılık, kıyafet ve davranışlarıyla anlattığı değerlerle çelişmeyen bir öğretmen olabilmesi,
- Okulda verilen eğitimi hiçe sayacak şekilde evde hakaretleşen anne ve babanın, kendi davranışlarının çocuk üzerindeki etkisini sorgulaması,
- İşinin ehli olan din görevlilerini tenzih ederek ifade etmek gerekir ki hutbede haramdan, ahlaktan ve güzel davranıştan söz ederken günlük hayatında da bu değerleri yaşama gayreti gösteren din görevlilerinin çoğalması,
- Dini ve ahlaki değerleri dilinden düşürmeyen siyasetçilerin de söylemleriyle davranışları arasında tutarlılık göstermesi ve ekran karşısında çocukların kulağını kapatma ihtiyacı doğuracak bir üsluptan uzak durması temennimizdir.
Bir tarafta okulda ahlak, saygı, dürüstlük ve sorumluluk öğretilirken diğer tarafta çocuk evde, sokakta, ekranda veya toplumun farklı alanlarında bunun tam tersine şahit oluyorsa ortaya ciddi bir rol model krizi çıkar.
İşte tam da bu noktada, toplumun inanç ve ahlak değerlerinin giderek zayıfladığına ilişkin araştırmaların ve anketlerin neden tartışıldığını yeniden düşünmek gerekiyor.
Sorun yalnızca çocukların ne öğrendiği değildir.
Asıl mesele, çocukların öğrendikleriyle karşılaştıkları hayat arasında nasıl bir ilişki kurduğudur.
Bu nedenle öğrenci velilerinin de önce kendi tutum ve davranışlarına bakması gerekir. Okulu ve öğretmeni eleştirmek elbette bir velinin hakkıdır; ancak bu eleştiri, çocuğun eğitimine katkı sağlayacak yapıcı bir anlayışla yapılmalıdır.
Çünkü eğitim yalnızca okulun, öğretmenin veya devletin sorumluluğu değildir.
Çocuğun yetişmesinde aile, okul, toplum, siyaset, medya ve kamu görevlileri hep birlikte rol oynar.
Çocuklarımızın geleceğini konuşurken onlara ne söylediğimiz kadar, onların karşısında nasıl yaşadığımızı da sorgulamalıyız.
Bütün bunlar bize şunu gösteriyor: Çocuklara ne söylediğimiz kadar onların karşısında nasıl davrandığımız da önemlidir. Çünkü çocukların en güçlü öğretmeni, yetişkinlerin davranışlarıdır.
Eğitim çalışanlarımıza, öğrencilerimize, ailelerimize ve ülkemize hayırlara vesile olmasını diliyorum.
