Tehlike her zaman kapının dışında değildir. Bazen en yakınımızda da olabilir…

Güvenlik denildiğinde aklımıza çoğunlukla hırsızlık, trafik kazaları, yabancı kişiler, okul çevresindeki şüpheli davranışlar veya fiziksel tehditler geliyor.

Oysa çocuk güvenliği çok daha geniş bir kavramdır.

Bazen tehlike kapının önünde değil, salondaki televizyondadır.

Bazen sokakta değil, çocuğun elindeki telefondadır.

Bazen yabancı bir insanda değil, çocuğun hiç tanımadığı dijital bir dünyadadır.

Bazen yüksek bir binanın balkonundadır ya da bodrum katındadır.

Bazen açık bırakılmış bir ilaç kutusundadır.

Bazen mutfakta unutulan bir bıçaktadır…

Bazen prizdedir…

Bazen banyodaki kaygan zemindedir…

Bazen çocuğun odasında saatlerce tek başına karşısında kaldığı bir ekrandadır…

Bazen de aynı evin içinde olup biten bir şeyin kimse tarafından fark edilmemesindedir…

İşte bu nedenle güvenliği yalnızca “kapıyı kilitlemek” olarak düşünmek, günümüz dünyasında artık yeterli değildir.

Çocuklarımız ne kadar okumaya hevesli?

Kitap okuyorlarsa hangi konular üzerine, neler okuyorlar?

Bir çocuğun eline kitap veririz. “Oku.” deriz, değil mi?

Ama bugün çocuklarımız yalnızca kitap okumuyor.

Telefon ekranlarından, sosyal medyadan, video platformlarından, oyunlardan, mesajlaşma uygulamalarından ve internet sitelerinden her gün binlerce içerikle karşılaşıyorlar.

Peki, biz ne kadarını biliyoruz?

Çocuğumuzun hangi içerikleri izlediğini biliyor muyuz?

Kimlerle konuştuğunu?

Hangi oyunları oynadığını?

Hangi hesapları takip ettiğini?

İnternette karşısına çıkan bir görüntünün onu nasıl etkilediğini?

Birinin ona çevrim içi ortamda tehdit, şantaj veya baskı uygulayıp uygulamadığını?

Yoksa bütün bunları yalnızca “Çocuğum zaten biliyor.” diyerek mi geçiştiriyoruz?

Unutulmamalıdır ki çocukların dijital dünyada yalnız bırakılması, onları gerçek dünyada yalnız bırakmaktan farklı değildir.

Çünkü ekranın diğer tarafında da gerçek insanlar vardır.