Cumhuriyetimizin ilanının 103. yıl dönümünü kutlayacağız.
Bir milletin yeniden doğuşunun, esarete boyun eğmeyişinin, kendi geleceğine sahip çıkışının yıl dönümünü…
29 Ekim, takvim yapraklarında sıradan bir tarih değildir. Bir milletin kaderinin değiştiği, egemenliğin saraylardan alınarak millete teslim edildiği, karanlıktan aydınlığa uzanan yolun devletimizin yönetim biçimiyle taçlandırıldığı gündür.
Bugün Cumhuriyet'in kıymetini anlayabilmek için önce şu soruyu kendimize sormalıyız:
Mustafa Kemal Atatürk, bu millete Cumhuriyet yerine başka bir miras bırakmış olsaydı, bugün nasıl bir ülkede yaşıyor olurduk?
Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değildir. Cumhuriyet, insanın onuruyla yaşama iradesidir.
Bir çocuğun hangi ailede doğarsa doğsun eğitim görme, çalışma, üretme ve ülkesinin geleceğinde söz sahibi olabilme hakkıdır.
Bir kadının toplumun her alanında var olabilmesidir.
Bir yurttaşın, kendisini yönetenlerin karşısında kul değil, eşit haklara sahip bir birey olmasıdır.
Cumhuriyet; aklın, bilimin, hukukun ve özgür düşüncenin önünü açan büyük bir uygarlık tercihidir.
Bu Cumhuriyet kolay kurulmadı
Bugün sahip olduğumuz değerleri konuşurken, onların hangi koşullarda kazanıldığını unutmamalıyız.
Birinci Dünya Savaşı'nın ardından toprakları işgal edilmiş, orduları dağıtılmış, kaynakları tükenmiş, insanları yıllarca süren savaşların yorgunluğunu taşıyan bir millet düşünün.
Yoksulluk vardı. Açlık vardı. Yokluk vardı.
Ama bütün bunların karşısında çok daha büyük bir güç vardı:
Bağımsız yaşama iradesi.
Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, Anadolu'nun dört bir yanında bu iradeyi bir araya getirdi.
Samsun'dan Amasya'ya, Erzurum'dan Sivas'a, oradan Ankara'ya uzanan mücadele yalnızca topraklarımızı kurtarmak için verilmedi.
Milletin kendi kaderini kendisinin belirlemesi için verildi.
Sinop'umuzdan Anadolu'nun en uzak köşelerine kadar bu mücadeleye destek veren nice isimsiz kahraman, bugünkü özgürlüğümüzün temelinde yer aldı.
Cephede savaşan askerimizin, elindeki son imkânı ordusuyla paylaşan Anadolu insanının, cepheye cephane taşıyan kadınlarımızın fedakârlığını unutursak Cumhuriyet'in gerçek değerini de anlayamayız.
29 Ekim 1923'te ilan edilen Cumhuriyet, işte bu büyük mücadelenin siyasi ve toplumsal sonucudur.
Atatürk bize yalnızca bir devlet değil, bir hedef bıraktı
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün büyüklüğü yalnızca Kurtuluş Savaşı'nı kazanmış olmasında değildir.
Asıl büyüklüğü, bağımsızlığı kazanan bir milletin nasıl ilerleyeceğini de göstermiş olmasındadır.
Atatürk, Türkiye'yi çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarmayı hedefledi.
Bu hedef, bir kez ulaşılıp tamamlanacak bir nokta değil, kuşaktan kuşağa devam etmesi gereken bir ilerleme anlayışıdır.
Çünkü çağdaşlık yalnızca yollar, köprüler, binalar yapmak değildir.
Çağdaşlık; insanın özgürce düşünebilmesi, hukukun herkese eşit uygulanması, bilimin rehber kabul edilmesi, kadınla erkeğin eşit yurttaşlar olarak toplumsal hayata katılabilmesidir.
Çağdaşlık, gençlerin korkmadan soru sorabildiği, öğretmenlerin özgür düşünceli nesiller yetiştirebildiği, üniversitelerin bilim üretebildiği bir ülke kurabilmektir.
Cumhuriyet'in gerçek gücü, işte bu anlayışta saklıdır.
Atatürk ilkeleri geçmişin değil, geleceğin pusulasıdır
Atatürk ilkelerini yalnızca okul kitaplarında öğrenilen kavramlar olarak görmek, Cumhuriyet'in ruhunu anlamamak demektir.
Cumhuriyetçilik, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu hatırlatır.
Milliyetçilik, ortak vatanımız ve yurttaşlık bağımız etrafında birleşmenin önemini ortaya koyar.
Halkçılık, hiçbir insanın doğuştan ayrıcalıklı olmadığı, herkesin hukuk önünde eşit olması gerektiği anlayışını taşır.
Devletçilik, ülkenin kalkınmasında kamunun sorumluluğunu ve ekonomik bağımsızlığın önemini vurgular.
Laiklik, devletin bütün yurttaşlarına inançları karşısında eşit mesafede durmasının, vicdan özgürlüğünün ve akılcı yönetimin güvencesidir.
İnkılapçılık ise değişen dünyaya sırt çevirmeden, bilimin ve ilerlemenin ışığında sürekli yenilenebilme cesaretidir.
Bu ilkelerin ortak noktası insandır.
İnsanın özgürlüğü, eşitliği, onuru ve geleceğidir.
Atatürk'ün gösterdiği yoldan ilerlemek, geçmişi tekrar etmek değil; O’nun akla, bilime ve çağdaşlaşmaya dayanan düşüncesini bugünün ihtiyaçlarıyla yaşatabilmektir.
Cumhuriyet'e sahip çıkmak yalnızca bayram kutlamak değildir
Her 29 Ekim'de bayraklarımızı asıyoruz.
Marşlarımızı söylüyor, törenler düzenliyor, Atatürk'ü saygı ve minnetle anıyoruz.
Bunların her biri değerlidir.
Ancak kendimize şu soruyu da sormalıyız:
Cumhuriyet'e olan bağlılığımızı yalnızca bir gün mü hatırlayacağız?
Cumhuriyet'e sahip çıkmak, sadece 29 Ekim'de bayrak taşımak değildir.
Cumhuriyet'e sahip çıkmak; çocuklarımızın iyi eğitim almasını istemektir.
Bilim insanlarımızın özgürce çalışabilmesini savunmaktır.
Adaletin, liyakatin, dürüstlüğün ve eşitliğin hayatın her alanında geçerli olması için çaba göstermektir.
Kadınların kazanılmış haklarını korumak, gençlerin geleceğe umutla bakabileceği bir ülke için çalışmaktır.
Farklı düşüncelere tahammül edebilmek, birbirimizi ötekileştirmeden aynı Cumhuriyet'in eşit yurttaşları olduğumuzu unutmamaktır.
Cumhuriyet'i korumak, onun değerlerini günlük yaşamımızda yaşatabilmektir.
Çünkü bir ülkenin geleceği yalnızca sınırlarını korumasıyla değil, o sınırlar içinde yaşayan insanların haklarını ve özgürlüklerini korumasıyla da güvence altına alınır.
Mirasın büyüklüğü kadar sorumluluğu da büyüktür
Atatürk, Cumhuriyet'i Türk gençliğine emanet ederken bu mirasın korunmasının her zaman kolay olmayacağını da biliyordu.
Gençliğe Hitabesi'nde, en güç koşullarda dahi bağımsızlığı ve Cumhuriyet'i koruma sorumluluğunu hatırlattı.
Bugün bizlere düşen görev, bu sorumluluğu yalnızca gençlerimizin omuzlarına bırakmak değildir.
Öğretmeninden akademisyenine, işçisinden çiftçisine, esnafından yöneticisine kadar hepimiz aynı sorumluluğun ortaklarıyız.
Cumhuriyet'in kazanımlarını korumak için önce onların değerini bilmeliyiz.
Özgürlüğün olmadığı yerde düşünce gelişmez.
Bilimin önemsenmediği yerde ilerleme kalıcı olmaz.
Adaletin zayıfladığı yerde toplumsal güven sarsılır.
Eğitimin geri kaldığı yerde geleceğin temelleri zayıflar.
Bu nedenle Cumhuriyet'i savunmak, aynı zamanda daha iyi bir eğitim, daha güçlü bir hukuk düzeni, daha ileri bir bilim anlayışı ve daha huzurlu bir toplum için çalışmaktır.
Cumhuriyet bize hazır bir gelecek değil, geleceğimizi özgürce kurabilme hakkı verdi.
Şimdi o hakkı korumak ve gelecek kuşaklara daha güçlü biçimde teslim etmek bizim görevimizdir.
Sonsuza kadar Cumhuriyet
Yarın Cumhuriyetimizin 103. yaşını kutlarken yalnızca geçmişin zaferleriyle gururlanmayalım.
Geleceğe karşı sorumluluğumuzu da hatırlayalım.
Bu ülkenin hangi yokluklar içinde kurulduğunu, bağımsızlığımız için hangi bedellerin ödendiğini ve Atatürk'ün bizlere nasıl büyük bir hedef gösterdiğini hiçbir zaman unutmayalım.
Şartlar ne kadar ağır olursa olsun, Cumhuriyet'in değerlerinden vazgeçmeyelim.
Çünkü Cumhuriyet, bize bırakılmış herhangi bir miras değildir.
Cumhuriyet, bu milletin yeniden ayağa kalkışıdır. Cumhuriyet, özgürlüktür. Cumhuriyet, eşit yurttaşlıktır. Cumhuriyet, çağdaşlıktır. Cumhuriyet, gelecektir.
Ve unutmayalım:
Atatürk bize Cumhuriyet'i emanet etti. Bizim görevimiz ise onu yalnızca korumak değil, daha da yücelterek gelecek nesillere bırakmaktır.
Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
Yaşasın Cumhuriyet!